17 Aralık 2010 Cuma

Bana sevgi göstermiyor!




Bana sevgi göstermiyor!

Bu ananemin sözü.. Az önce hıçkırıklarıyla beraber gözlerinden sözlerinden dökülen acı ..(değişik bi cümle oldu vuhu.d )Evet annem ona sevgi göstermiyormuş.. Benimle dertleşti ananem.. Yaşıma bakmadı, sen anlamazsın demedi. Hatta gözyaşlarını saklamadı , utanmadı.. Diğerleri gibi..

Yaşlıları seviyorum evet.. Diğer bir yazımda da söylediğim gibi onları dinlemeyi de seviyorum…

Hani derler ya yaşlanınca insan çocuk gibi olur.Ananemin davranışları bu söze inanmam için kâfi gelir.. O sanki benim 5-6 yaşlarımdaki mızırdak halim. 10-15 yaşlarındaki ergen halim ve şimdiki halim…

‘’Annen artık bana sevgi göstermiyor, benimle ilgilenmiyor..’’Bunlar benim ağzıma pek aşina sözler..Ne zaman hasta olsam , sınavım kötü geçse, arkadaşlarımla tatsız şeyler yaşasam nazlanmaya , şöyle bi başımın sıvazlanmasına, birinin beni içine sokarak sevmesine ihtiyacım olur ve başlarım annem beni sevmiyor artık demeye.. Bilirim sözlerim canını yakar ve öyle olmadığını göstermek için gelir yanıma sokulur beni de içine sokar. Saçma yöntemim ama ben böyleyim. Bir arkadaşımda bana sen mutsuzluğu , dert çekmeyi , dertlerini seviyorsun demişti. Hey gidim hey bunun konumla bi alakası yok ya neyse..

Annem gelsin ona bi güzel çekişicem ''git annenle ilgilen bak çok üzülüyor.Sen böyle yaparsan bizde sana böyle yaparız belli mi olur..''Annemle bizim bi haraririharariri melodisiyle koşuşumuz var. Eminimki annem o koşuşla annesine koşacak inşallah gelince. Bende öyle koşucam çünkü ilerde..Neyse Annemin pek iyi yönleri de var. Kitaplığımı istediğim kitaplarla doldurmak gibi..Son hediyesi Korkma Ben Varım (Murat Menteş) istiyordum bayadır. Oh artık çantamda bi kaç gün sonra kitaplıkta..

Bazen kendi blogumu açmak istiyorum. Diğer arkadaşlarım gibi yazamam ben öyle şiir miir , güzel anlam dolu yazı mazı.

Olur benimkiler ancak üfürükten müfürükten teyyare , günlüğüme yazar gibi rahat yazıyorum çünkü..

Oda bozar burayı ama ne yapak..

Bir elin 5 parmağı bir mi ?

Uzun zamandır yazmadım , bir şeylerde karalamak istiyordum. İyi ki kapı çaldı, ananem geldi.

Ve az önce aşure getiren teyze seni tanımadığımdan bir şey diyemedim ama içimde kalmasın.

''Sevdim seni bee hem aşurende pek sulu durmuyordu eline sağlık yahu'' hooopp

Neyse kestik

selametle kalın nokta

11 Aralık 2010 Cumartesi

HER YERDE BİLİNMEZLİK VAR!



Nedendir bilinmez,
İnsanlar kendilerini aldatanlara bağlanırlar.
Onca kişi varken zalimlere vurulurlar.
Nedendir bilinmez,
Kendilerini bıçaklayanları hep affederken
Ellerini okşayanları hep tokatlarlar
Ve yine nedendir bilinmez,
Sesi çıkmayanlar hep suçludurlar.

6 Aralık 2010 Pazartesi





06- 07 Aralık Tarihi Hicri Yılbaşı Gününü Tekrardan Bi Hatırlayalım İstedik



Hicri yılbaşı nedir?

Elcevap:
Değerli Kardeşimiz; Hicri takvim, Hz. Muhammed (s.a.v)’in Mekke’den Medine’ye hicret etmesiyle başlamış olmaktadır. Bu tarih, 16 Temmuz 622’dir. Ayın yörüngesi üzerinde dönüşüne dayanılarak düzenlendiği için buna (Hicri Kameri” veya “Sene-i Kameriye” gibi adlar verilmiştir. Hicri takvim, Peygamberimizin vefatından sonra, günlerin hesaplanmasında ortaya çıkan bazı karışıklıklar üzerine düzenlendi. Hicri takvim ayın hilâl şeklinde göründüğü ilk geceyi ay başı olarak kabul eder. Ayın tekrar görünüşüne kadar geçen süreyi bir ay; on iki ay da bir yıl sayılır. Bu takvime göre ayın dünya çevresindeki dönüşü yirmi dokuz buçuk gün olarak kabul edilir. Bu sebeple bir ay 29, bir ay da 30 gün olarak kabul edilir. Böylece miladi takvimde bir yıl 365 gün, Kameri’de de 354 gün olarak hesaplanır. Bu yüzden hicri aylar miladi aylardan her yıl on bir gün önce gelir. Bu durum, hicri ayların mevsimlere denk düşmesine sebep olur. Bu yüzdendir ki, hicri takvimin bir ayı olan Ramazan, bazen kış, bazen de yaz mevsimlerine veya diğer mevsimlere rast gelerek, yılın bütün mevsimlerini, haftalarını, aylarını ve günlerini dolaşır. 36 yıl oruç tutan biri de yılın her ay ve günlerinde oruç tutmuş olur. Hicri takvimde yılbaşı Muharrem ayının 1. günüdür. Muharrem ayını, Safer, Rebiyülevvel, Rebiyülâhır, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları takip eder.

kaynak : sorularla islamiyet


1 2 3 Tıp Olarak

~
Hicri Yılbaşımız Mübarek Olsun Bu Yıl İslam Alemine Refah , Mutluluk , Huzur Getirsin İnşallah..

18 Kasım 2010 Perşembe

HOŞGÖRÜ... MÜ?



Hoşgörüden bahsetmek istiyorum

Nasıl anlamsızca kullanıldığından

Nasıl zalimce katledildiğinden

Cahil beyinlerce nasıl yanlış yorumlandığından...



Yanıbaşımızdaki kardeşlerimizi bazı hatalarından dolayı uyarmak isteriz.

doğru zamanı ve mekanı bulup tatlı bir dille anlatmak isteriz.

Fırsatı gelincede başlarız. Anlatırız elimizden geldiğince,dilimizin döndüğünce...
Sonra sıra onlara gelir.Nefislerinin verdiği emirle kendilerini savunmaya,

yaptıklarının gerekçelerini anlatmaya başlarlar.

Tabi anlatılanlar kusurlu,eksik, en önemlisi dinimizin şartlarına aykırı.

İşte o anda tam elini masaya vurup;

"Yanlış kardeşim! Dediklerin kitaba ters,emirlere ters,dine ters!" diyecekken,

kalbin de bunu tasdiklerken,

gider kalbimizin ağzını kapatır,manaya inememiş aciz beynimizin sesini sonuna kadar açarız.

"Hoşgörülü ol! Dediklerine sakın karşı gelme,alttan al ki soğuyup uzaklaşmasın! Kendini nefsin emirlerini överek mi savnuyor,
hakiki emirleri kötüleyerek mi iyileştiriyor hasta kalbini.Bırak yapsın üzerine fazla gidip soğutma hoşgörülü ol!"
diye bangır bangır bağıran ahmak beynimizi dinleriz.

Hatalarını göstermeye çalıştığımız kardeşimizin nefsindeki boşlukları doldurup iyice büyüdüğünü ve karanlığa saplanışını izleriz.
(Kim bilir belki bizde onunla beraber saplanırız.)

Hoşgörülü olduğunu sanan sen, hoşgörünün ne demek olduğunu biliyor musun ki!!

Derinlerde olan kalbini dinlemeyip,

nefsin uçurumunda olan aklına kulak verip,yanlışlarlarda olan kardeşine onun yanlış savunmalarını dinleyerek ve tasdik ederek mi yardım edeceksin.

Allah'ın emrine karşı cahilliğinin,karanlıklar içindeki mapusluğunun savunmasını yapmasına izin mi vereceksin.!

O zaman bil ki kardeşinin yüzüne yanlışını vurmayarak,onu ne olursa olsun karanlığın içinden çekip çıkarmayarak hem kendine hem ona en büyük kötülüğü yapmış oluyorsun. Belki de kendi nefsinin çığlıklarını susturamadığın için susuyor bunu da hoşgörü olarak tanımlıyor ahmakça kendini kendini kandırıyorsun...

16 Kasım 2010 Salı


Bir buket güldür kurban... Kurban, yeryüzündeki yerlilere cennetvârî bir
dünya bayramı yaşatabilmenin nasılına semavî bir armağandır...

Bir deri bir kemik kalmış küresel Afrikalıların o soluk benizlerinde
açacak bir tebessüm çiçeği olsun diye...


(Musa Hub -Her Yönüyle Kurban)


13 Ekim 2010 Çarşamba

tokalaşMA!


tokalaşMA!


Daha mı çirkinleşti ellerim ne?
Şu çizgi çizgi olan siyahlıklar, çatlaklar...
Onlar birikmiş günahlar mı?

Bu hafta ne kadar çok insan ile tokalaştım yahu! Dedim kendime.
Ne kadar çok karşı cinsin elini tuttum.
Doğru bir şey yapıyor gibi kendimden emin bir şekilde de aşağı yukarı salladım kolumu.
Ne yapıyorum ben?
Ya siz?
Bana ellerini uzatanlar! Siz ne yapıyorsunuz?
Uzatmasana kardeşim elini.
Hem nezaket gereği önce bayanın el uzatması gerekir.
Bilmez misin?
Ha sen uzatmıyorsun yani?
Uf uzattım lan, bende uzattım var mı?
Var ulan! Ne uzatıyorsun? Bilmiyor musun HARAM. HARAAAAM!
Hani rahatsızdın bu durumdan.
tokalaşMA diyordun.
Madem öyle önce kendime söylüyorum bunları.
tokalaşMA!

Sana elini uzatana sen uzatma elini.

Eğ başını hafifçe önüne sonra kaldır.

Yeter işte daha ne?

http://zahidan.blogcu.com/islamda-kadinlarla-tokalasmak-caiz-midir/3041219

10 Ekim 2010 Pazar

Çakmak, Sigara Hepsi Onun Ellerindeydi. Fakat Yanan Benim Yüreğimdi.



Çakmak, Sigara Hepsi Onun Ellerindeydi.
Fakat Yanan Benim Yüreğimdi.

Onu öyle görünce yandı yüreğim.
Onu ağzıma aldığımda bu kadar kötü göründüğünü bilmiyordum.
Dumanı ağzımdan çıkarken büyümüş hissediyordum kendimi.
Bendim sanki tüm buraların sahibi.
İçime çekiyordum tekrar tekrar
Neden sonra sıkıldım.
Tadı yoktu çünkü.
Attım tuvalete.
Açtık camları, kar yağıyordu.
Hava aldı ev. Koku da gitti.
Sigara maceramda orda bitti.

Bugün küçük kardeşimin kırmızı dudaklarının arasındayken
Nefret ettim sigaradan.
Bu kadar kötü göründüğünü bilmiyordum.
Bu kadar çirkin olduğunu bilmiyordum.

Biran için yanıyorum sandım.
Duman benden çıkıyordu sanki
ve
O çirkin kokunun kaynağı benmişim gibi hissettim.
Belki yanıyordum.
Yanmaya hazırlanıyordum.
Yanacaktım.
Bilmiyorum.
Bildiğim tekşey
Kırmızı dudaklarına o zehir hiç yakışmamış küçüğüm.

Template by:
Free Blog Templates