11 Nisan 2011 Pazartesi

KARAHİNDİBA


Çiçeğimsin:)
Üfleyince uçan cinsten...

15 Mart 2011 Salı

afili parçalar (madde 64: gizlice söyle bana)




64)gizlice söyle bana

her şeyi anlamak zorunda değiliz. kaç yaşında olduğunu anlamak için kesilir mi bir ağaç. bir dalgıç nasıl siler gözyaşlarını. kederli günlerde bağlanmaya daha açık oluyor insan. ama zaten her şey yolunda giderken kim sevebilir. bizi bir araya getiren sebepler ayıran sebeplerle aynı. ama şimdi bunlar biraz hüzünlü konular özet geçelim.

cep telefonu ışığında ameliyat yapan doktorlar var afrika’da ben burada kapıyı açamıyorum. ben burada o kadar ciddi konuşuyorum ki şaka yaptığımı zannediyorsun. oysa kanamak da bir gülüştür yeryüzünde.

hayatımızı değiştirecek insanlar sessiz sedasız geçtiler yanımızdan. onları görmedik yoktu kara atları. ne öğrendik onca bulmacadan: çinekop lüfer balığının küçüğüdür. resimdeki şarkıcıyı yolda görmüştük bir seferinde. sıhhiye köprü altında o mahşer yeri provasında. çok daha fazla şey öğrenmiştik.

bazen bir hikâye tutuşmuş iki eldir, kenetlenmiş on parmaktır. şimdi gizlice söyle bana, saklı düşler ne demektir. yağmur ne demektir terk ne demektir. işte o zaman anlayacağız yeniden gitmek ne demektir.

Emrah Serbes, 15 Haziran


5 Mart 2011 Cumartesi

Bir sana Bir de bana..




Bulutların üstünden
Bıraktım ben kendimi
Sonunu düşünmeden
Duygular sarınca beni

Gizlice tuttum elini
Yüzüne baktım usulca
Gözlerin fısıldadı ah
Mutluluğu yavaşça
Çiçeklerin kokusu
Dalgaların şarkısı
Bir sana bir de bana

Bahçede hanımeli
Gökyüzünde yıldızlar
Yağmurun narin sesi

Şimdi bir anlamı var

Aşk nasıl da kırılgan
Sus dedim ama olmadı
Kalbimden ismin geçti ah
Kimseler duymadı
Çiçeklerin kokusu
Dalgaların şarkısı
Rüzgarın fısıltısı
Bir sana bir de bana

*Baba zula

Enfes bi parça , sözleri ımm harika..

2 Mart 2011 Çarşamba

YENİDEN DOĞUŞ



aniden gelen bir heyecan,
göğsüm hızla inip kalkıyor.
kalbim birazdan çıkacak o dar mekandan biliyorum, hissediyorum.
özlem ve sevgi...
yeniden bende.
bende yeniden.
doğuş yine yeni yeniden.

28 Şubat 2011 Pazartesi


Ne yazık!

Bazı ruhlar mutluluğa karşı çıkar, onların mutlu olma yetenekleri yoktur, mutluluğu yaşamayı beceremezler…

Pastoral Senfoni /Andre Gide

Bu kitabı okurken canım sıkılmıştı. Papazın eşinin huylarından bendede vardı. Ve bu beni sinirlendirmişti..

Bu yazıyı görebileceğim bi yere not etmekten de geri kalmadım. Her ne kadar hoşuma gitmese de şak diye üstüme yapışıyor.

Bu yazıyı kendime göre yorumladığımda karşıma doyumsuzluk çıkıyor..

Doyumsuzluk bir çok hastalıktan daha beter bana göre. Hasta olduğun zaman ilaçlarla bi nevi tedavi olabiliyorsun. Tedavisi olmayan hastalık ise hastalığın hayatı daha anlamlı kılmaya çalışıyorsun..

Doyumsuzluk öyle mi hiç bi zaman sahici mutlulukların olmuyor kardeşim olmuyor.

Ben bu yüzden beceremiyorum mutlu olmayı. 5 dakika öncesiyle 5 dakika sonrası uzunb zamandır aynı olmuyor bende.. Bi zaman yalnızlıktan yetti canıma diye söylenirken , seversin birini o da seni sever sonra arkadaşların olur çevrende onlarda sever sende seversin lakin bi bakmışın yine mutlu değilsin. Bir de tek anormal ben olsam yine iyi başkalarında da aynı hastalığı görünce daha da bi fena oluyorum. Biz neyi nerde yanlış arıyoruz da mutluluğu bulamıyoruz. Rabbim yardımın gerek yine bunalımdayım yine başım dara düştü ellerimi sana açtım..

20 Şubat 2011 Pazar

istemekle olsaydı her istek...



- Koş saraylarıma! Bulabilirsen beni konuş ve dertleş eskisi gibi. –

Sıkıyor artık tüm buralar. Şu bilgisayar, telefon, açık hava, sınıf, dershane… Konuşmak dahi istemiyorum çoğu kez. Uğraşlar buluyorum kendime, oyalıyorum kendimi belki de oynatıyorum.

- Bul beni getir bana.-

Aslında insanlar. Evet, bu yalnızlık arzusunun tek sebebi insanlar. Her yerdeler. Var olduğum her yerde. Ben onlardan kaçıp evime sığındığımda ise zihnimdeler. Kaçarak kurtaramıyorum ki kendimi. Ve utanmazlar da. Git dediğim hatta çok kez bağırıp çağırdığım halde bırakmıyorlar beni.

- Yalnızlığım bile yine hep sizinle. –

Bilgisayar açmıyorum ve kaçıyorum sohbetlerinden. Telefonumu uzun süreler kapalı tutuyorum artık. Siniyorum evime. Bunlar yetmiyor tabi. Zihnimide meşgul ediyorum. Uğraşlar buluyorum kendime. Boş kalmıyorum. İşte ancak o zaman huzur buluyorum.

- Hayat oyun zaten. -

Artık ben ne zaman istersem o zaman hayatıma alıyorum insanları. Ve ne zaman konuşmak istersem o zaman konuşuyorum. Hayatımda büyük değişiklikler yaptığım bir dönemdeyim. Eliyorum tek tek arkadaşlarımı, dostlarımı. Saklanıyorum bir köşeye ve bulmalarını bekliyorum beni. Bana gerçekten ulaşmak isteyen ulaşıyor v hayatımda kalıyor, ortaya çıkmamı bekleyenler kayboluyorlar benim için. Evet değişiyorum, değiştiriyorum kuralları.

Ben sıkıldım artık kovalamacalardan. Artık saklambaç oynamak ve oynarken kaybolmak istiyorum. Ölü müyüm diri miyim bilinmesin istiyorum.

.

.

.

İstemekle olsaydı her istek…

NOT: İnanın ne yazdım bende bilmiyorum.

14 Şubat 2011 Pazartesi

ŞU-BU-O GÜNÜ

sevgililer günü
anneler günü
babalar günü
çocuklar günü
kadınlar günü
doğum günü
yılın ilk günü
.
.
.
hepsi aynı şeyi ifade ediyor benim için.
tartışmaya değmez. kutla geç, kasma düşüncesindeyim.
kutla dediysem kudur demedim, afedersin işin b.kunu çıkar da demedim.
tebrik kartı, mesaj, çiçek, gülen yüzler bence yeterli.
hepsi aynı anlamı taşıyor benim için.
herbir gün hediye almaya bir neden.
hediye vermeye bir neden.
gülümseye bir neden.
dikkat et!
sırıtmaya, kahkahalar atmaya, ağzı açık sokaklarda dolaşmaya
deli gibi umutları bu güne bağlamaya sebep demedim.
konu yine aynı yere geldi.
gülümsemeye sebep kudurmaya değil!

Template by:
Free Blog Templates