31 Ocak 2013 Perşembe

''kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde...''


''Ne yap ne et masumiyetini yitirme''
demişti biri. Yitirdim ben onu çok zaman önce ve bulmak öyle zor ki belki de imkansız.
Ne oldu bana ne oldu hayallerime...
Seçtiğim bölüm, kendime çizdiğim yolum , hayal kırıklıklarım elimde kalan son hayalim Afrikam...
Bölümüme soğumam, çizdiğim yolun silinmesi, elimdeki son hayalime karşı yerine getiremediğim sorumluluklarım.
Evimizdeki bu aile ruhunu yitirmiş hava...
Binbir türlü dualarımız olabilir, benimde oluyor. 
Şu zamanlar duam oldu : Rabbim bir yol çiz bana koy beni içine, bir yol ver bir hedef ver şu dünyada yaşamam için bir amaca ihtiyacım var bana bir amaç ver.
  ve tekrar İsmet Özel'in Münaacat şiirine mübtela oldu gözlerim, kulaklarım..
 ...
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?


İsmet Özel


Ve dinlediğim müzikler beni neyse...

29 Ocak 2013 Salı

Bir daha sevebilir miyim?

 

‘Bir daha sevebilir miyim?‘

Gözlerinden okunan mahcubiyet, içini dolduran sevincin dışa taşmasına mani oluyor.
 Ya da bana öyle geliyor.
Merakımı zar zor bastırıyorum.
Bir an önce anlatsa. Yoksa? Yok canım, daha neler?
 Gerçi benim için hiç sürpriz olmaz.
 Bu ilk şahit olmam değil, son da olmayacak.
Dört ay önce, “Duygular da dünya gibi fanidir, bugün var yarın yok olabilir, insan kalbi bu, neye ve kime karar vereceği hiç belli olmaz, bir bakmışsın başkasını sevmişsin, merak etme,” demiştim.
 Boş boş konuşmuş gibi hissetmiştim kendimi sonra da.
Kendim söylemiş kendim dinlemiş gibi. Sözlerime duvarlar bile hak vermişti de bir o, “Hadi canım siz de, kalbimden zerrece haberiniz yok,” dercesine, inanmaz bakışlarla karşılık vermişti.
Azıcık bozulmuştum. Belki azdan biraz daha fazla.
Ölesiye umutsuzdu. Sahip olduğu tek şeyi kaybetmiş gibi.
Âşık olduğu şahıs karabatak misali bir kayboluyor bir ortaya çıkıyor; bir “seviyorum” diyor, bir “ben sana layık değilim” diye yan çiziyordu.
Anlaşılan o ki, delikanlı da gönlü olmayanların klasik repliğine sarılmıştı.
 Baktı ki delikanlı delikanlı olamıyor, o yaşa gelmiş hâlâ ne istediğini bilmiyor, “Bundan mı bana koca olacak?” deyip ayrılmış, bir daha da yüzüne bakmamıştı.
“Kesin ayrıldın mı?” diye sormuştum.
“Evet,” demişti dikleşerek, “bu sefer kesin.”
Ayrıldığına inanmıştım, sözcüklerin üstüne basarak söyleyişindeki koyu kararlı havadan.
“Bu süreci rahat atlatmam için ne önerirsiniz?” diye soruşundan.
“Sıfır ilişki, sıfır iletişim,” demiştim.
Ne demek bu, dercesine bakınmıştı yüzüme.
Açıklamıştım.
O da dinlemiş bu önerimi, Allah’tan.
Hiç mesaj yazmamış.
Hiç mail atmamış.
Hiçbir telefonuna çıkmamış.
 Deli gibi özlese de, bağrına taş basmış, hiç iletişim kurmamıştı.
“Bana bir telefon borcunuz var,” demişti sonrasında gülümseyerek.
Bir akşam özlemine yenilip de güçsüz düşmüşken ve tam aradı arayacakken, duvara fırlattığı telefonu kırık bir kalp gibi paramparça olmuş.
“Evleniyorum, sanırım,” diyor gözleri yerde.
Daha üç dört ay öncesine kadar bir daha kimseyi sevemeyeceğinden dem vuran kız mı şu karşımdaki?
İnsan, bir kere mi sever?
Hani iki ay önce bedbaht bir şekilde oturup da bir yandan burnunu silip bir yandan da iç çekerek, “Onun gibi birini bulacağımı sanmıyorum bir daha. İnsan bir kez sever, bunu çok iyi biliyorum. Sevdiğimle evlenme şansını kaçırdım,” diye yana yakıla ağlayan kızla aynı kişi mi bu karşımdaki?
İnsan, bir kere mi sever? Doğru cevabı nedir bu sorunun?
Sıkıştığım zamanlarda başvurduğum referansa başvurmuştum o an içimden.
Efendimiz (sav) birden fazla sevmedi mi?
İnsan olmanın en kamil noktasındaki bir insan için geçerli olan diğerleri için neden geçerli olmasın, demiştim, içimden.
Ona o gün söylememiştim bunu.
 Aşk bir yanılsamadır.
Âşık olduğumuz kişinin dünyanın en muhteşem kişisi olduğunu sanma yanılsamasıdır bu. Muhayyilede kurgulanan maşuk “En yakışıklı, en zeki, en eğlenceli, en şefkatli... erkektir, ya da o en güzel, en anlayışlı, en güzel gülen, en tatlı kadındır.” 
En’lerle taçlandırılmış, allanıp pullanmış bu muhayyel sevgili tasavvuru, bulunmaz Hint kumaşıdır. Âşığın buna ihtiyacı vardır.
Maşukun acizliklerini gördükçe duyguların yüksekliği düşer, normalleşir.
İyi ki.
“Aşk güzeldir, gerçek daha güzeldir,” demiştim de dudak bükmüştü.
“Önemli olan, bir insanı bütüncül olarak, tüm zaaflarıyla kabul etmeye razı mısın, değil misin?”
 Soruma verdiği cevap netti. “Sevdiğimse razı olurum.”
“Duygular nankördür,’’ demiştim de, bir azar işitmediğim kalmıştı daha üç ay önce.
“Bütün insanlar mutlaka unutur mu?” diye sormuştu sonra da inanamaz gözlerle.
Çoğu insan unutur...
“Bütün insanlar olmasa da çoğu insan unutur. İnsan unutan varlıktır çünkü.
Her insanın bağlanma kapasitesi farklıdır.
Kalbi sarmaşığı andıran bazı nadir insanların unutmasının zor olacağını biliyorum.
Ama çoğumuz için gerçek olan, kalbin başkasına gönlünü kaptırabileceğidir.”
İşte bugün bambaşka bir insan var sanki karşımda.
 Üç ay önceki karşılaşmamızdan bu yana ne kadar çok şey değişmiş onda.
Aşkının ebediyete kadar süreceğini, onu hiç unutamayacağını, başka birini sevemeyeceğini iddia eden kız gitmiş, kalbinde güller açan ve çok yakında biriyle evleneceğini söyleyen bir kız duruyor.
 Heyecanla anlatıyor...
Sanki kelimeler dilinin ucunda sıraya girmiş, sabırsızlıkla çıkacakları vakti bekliyorlar:
Görücü usulüyle tanışmışlar ama her ikisi de birbirini gördüğü anda, işte tam istediğim kişi demiş.
Yok, onu, son görüşmemizde söyledikleriyle yüzleştirerek mahcubiyetini artırmak niyetinde değilim. Kader bunu benim yerime çok daha güzel bir şekilde ve memnuniyetle yapmış belli ki.
“Sanırım haklıydınız, duygular nankörmüş. Bıraktığım şahıs şimdi nişanlandığım şahısla tanıştığım an silindi gitti, ona dair ne varsa unuttum. Bunda bir anormallik var mı sizce?”
“Ne kimse bizim için vazgeçilmezdir, ne de biz kimse için vazgeçilmezizdir,” diyorum.
“Yani?”
“Yani,” diyorum, derin bir nefes alıp, “İnsan için vazgeçilmez tek bir varlık vardır, o da Mutlak Varlık’tır.”
“Yani?” diye soruyor yeniden.
“Yani, ‘Bâtın-ı kalbâyine-i Sameddir ve O’na mahsustur.’ Er ya da geç kalp bunu idrak eder.”
“Yani,” diye atılıyorum tekrar, ondan önce davranarak, “Zevale mahkûm, hakiki güzel olamaz,” denir ve bundandır ki kalp kimseye tüm yaşam boyu aynı tutkuyla bağlı kalamaz.”
“Yani?” diyor.
“Yani,” diyorum...

MUSTAFA ULUSOY
http://www.zaman.com.tr/bir-daha-sevebilir-miyim/2016327.html 

ölü geçen günler



Bütün gün kucağında bi bilgisayarla ne yapacağını şaşırmış ne izleyeceğini bilememiş oradan oraya sayfaları gezinen bir insan oldum bugün. Önce dışarı çıktım aptal bir bankaya girdim, fişimi aldım, bekledim bekledim. Sıram geldi, gittim paraları saydım makbuzu aldım ve çıktım. Yağmur yağıyordu pembe fırfırlı şemsiyemi - o şemsiye ki çok değerli - açtım aslında ıslanabilirdim de severim yağmuru aç dedi içimdeki ses açtım. Yürüdüm, yürüdüm... İnsanların suratı asıktı Karadenizin havası gibi insanları da günlük güneşlikse hava sanki bütün yüzleri gülümserken görebilirsiniz ama yağmur yağıyorsa çekilmez olurlar.
Şu an kalkıp kitap okusam biraz arapça çalışsam iyi olabilirim yine de kalkmıyorum kucağımda bilgisayar aptal aptal vakit öldürüyorum. Biri yanıma bir sütlü kahve koysa ya şimdi 
Gitme vaktim mi gelmiş ne 
Malatya çağırıyor beni gel diyor gel yine öl sen ölü günlere dön sen.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Öyle işte 2 ..





Hani yaralanırsın da anlamazsın ya önce ya da sonradan canın yanar öyle bir hal üzereyim bende şimdi. Yaramın yerini göremiyorum, sızlıyor inceden inceden.
Yaramın yangını yakacak beni bilmediğim bir zamanda.
İyi biliyorum yarın diğer yarınlardan çok başka olacak.
Samsun bir başka olacak. Ben başka olacağım.
5 gün süren bir rüya. Kim uyandırdı ki beni biraz daha bıraksaydı ya keşke.
Birini seversin, birini ailen de severse daha çok seversin, birini dostların da severse daha çok seversin.
O birini Rabbin de severse Ona aşık olursun.
Vakit namazlarında farklı farklı camilere girmek , iskelede pamuk şeker yemek, beraber ailem için hastaneye gitmek , beni yormamak için çırpınıp durması , ne bileyim eksik bir cümleydim ben bir zamanlar tamamlandığımı sandım ama yine yarım kaldım bir daha ki vuslata kadar..

Sende Rabbimi Gördüm.



27 Ocak 2013 Pazar

Öyle İşte...

Demediler arkadaş demediler! 
Vuslatın böyle bir şey olduğundan bahsetmediler. 
Sevgilinin gözleri böylesine anlamlı, gamzeleri böylesine güzel demediler.
Sevgilin yanında Karadeniz'in soğuğu sana işlemez demediler ama işlemedi. 
Sevgilinin yanında böylesine güzel gülebileceğimi demediler. 
Demediler ama ben biliyorum artık her şeyi.. Gözlerinin içinin nasıl güldüğünü biliyorum, gözyaşlarının ne kadar yakıcı olduğunu, gülüşünün içimi ısıttığını biliyorum artık.. 
Şimdi yorgun gözlerle vedalaşma vakti..
Bütün bunları neden buraya mı yazdım gerçekten tam bi cevabım yok. İçimden geldi ve bloga dönmek istedim. Ve şu an aklımdan geçen sadece bunlar. Yazmak istedim sadece yazmak.. 

Yağmur O'nunla ıslanınca güzeldir.
Karadeniz O'nunla güzeldir.
Elleri güzeldir.
Gözleri güzeldir.
Gülüşü güzeldir.
Yüreği sıcacıktır.
Sevmek güzel şeydir.
Aşık oldum ben ..


''- Sen gelmeseydin ne olacaktı biliyor musun?
- Ne olacaktı hiç mi olacaktım
- Yanlış hiç ben olacaktım çünkü maşuklar telef olmaz aşık telef olur. '' 
ŞUBAT

26 Ocak 2013 Cumartesi

Böyle olmak zorunda mı?

Ben İstanbul'dayken herşey Bursa'da güzel, ben Bursa'dayken herşey İstanbul'da güzel olmak zorunda mı?
Neden ben bi şehirden ayrılınca orası panayır alanına dönüşüyor?
Herkes beni pişman etmeye mi uğraşıyor arkadaş?
Evet.
Ne var!
Dünya benim etrafımda dönüyor.
Görmüyor musun?
Allah Allah ya!


25 Ocak 2013 Cuma

aha!

... ve bütün o batının dilden düşürmediği sözde özgürlük bana mutluluk getirmedi.beni sadece köle haline getirdi. 
modanın kölesi
kozmetik endüstrisinin kölesi
erkeklerin kölesi...

https://www.youtube.com/watch?v=tBbSryokbkY

Template by:
Free Blog Templates