7 Haziran 2011 Salı

KENE-sin!

Kalıntım izlerinde saklı benim için ki neysin?

Ya toplumdan bir parça ya dert için hediyesin.

Tüm gücüyle yapışmış bir kenesin.

Yada amaçsızca yollana mail fakesin.

Ve teksin. Bilesin.

Ortasından çatlamış bir şişesin.

Baktığımda geçen vakti bana desin sen delisin.

Genç bir meleğin aklına kazınmış perisin.

Yahut kabuğun altından çıkan yeni bir derisin.

11 Nisan 2011 Pazartesi

KARAHİNDİBA


Çiçeğimsin:)
Üfleyince uçan cinsten...

15 Mart 2011 Salı

afili parçalar (madde 64: gizlice söyle bana)




64)gizlice söyle bana

her şeyi anlamak zorunda değiliz. kaç yaşında olduğunu anlamak için kesilir mi bir ağaç. bir dalgıç nasıl siler gözyaşlarını. kederli günlerde bağlanmaya daha açık oluyor insan. ama zaten her şey yolunda giderken kim sevebilir. bizi bir araya getiren sebepler ayıran sebeplerle aynı. ama şimdi bunlar biraz hüzünlü konular özet geçelim.

cep telefonu ışığında ameliyat yapan doktorlar var afrika’da ben burada kapıyı açamıyorum. ben burada o kadar ciddi konuşuyorum ki şaka yaptığımı zannediyorsun. oysa kanamak da bir gülüştür yeryüzünde.

hayatımızı değiştirecek insanlar sessiz sedasız geçtiler yanımızdan. onları görmedik yoktu kara atları. ne öğrendik onca bulmacadan: çinekop lüfer balığının küçüğüdür. resimdeki şarkıcıyı yolda görmüştük bir seferinde. sıhhiye köprü altında o mahşer yeri provasında. çok daha fazla şey öğrenmiştik.

bazen bir hikâye tutuşmuş iki eldir, kenetlenmiş on parmaktır. şimdi gizlice söyle bana, saklı düşler ne demektir. yağmur ne demektir terk ne demektir. işte o zaman anlayacağız yeniden gitmek ne demektir.

Emrah Serbes, 15 Haziran


5 Mart 2011 Cumartesi

Bir sana Bir de bana..




Bulutların üstünden
Bıraktım ben kendimi
Sonunu düşünmeden
Duygular sarınca beni

Gizlice tuttum elini
Yüzüne baktım usulca
Gözlerin fısıldadı ah
Mutluluğu yavaşça
Çiçeklerin kokusu
Dalgaların şarkısı
Bir sana bir de bana

Bahçede hanımeli
Gökyüzünde yıldızlar
Yağmurun narin sesi

Şimdi bir anlamı var

Aşk nasıl da kırılgan
Sus dedim ama olmadı
Kalbimden ismin geçti ah
Kimseler duymadı
Çiçeklerin kokusu
Dalgaların şarkısı
Rüzgarın fısıltısı
Bir sana bir de bana

*Baba zula

Enfes bi parça , sözleri ımm harika..

2 Mart 2011 Çarşamba

YENİDEN DOĞUŞ



aniden gelen bir heyecan,
göğsüm hızla inip kalkıyor.
kalbim birazdan çıkacak o dar mekandan biliyorum, hissediyorum.
özlem ve sevgi...
yeniden bende.
bende yeniden.
doğuş yine yeni yeniden.

28 Şubat 2011 Pazartesi


Ne yazık!

Bazı ruhlar mutluluğa karşı çıkar, onların mutlu olma yetenekleri yoktur, mutluluğu yaşamayı beceremezler…

Pastoral Senfoni /Andre Gide

Bu kitabı okurken canım sıkılmıştı. Papazın eşinin huylarından bendede vardı. Ve bu beni sinirlendirmişti..

Bu yazıyı görebileceğim bi yere not etmekten de geri kalmadım. Her ne kadar hoşuma gitmese de şak diye üstüme yapışıyor.

Bu yazıyı kendime göre yorumladığımda karşıma doyumsuzluk çıkıyor..

Doyumsuzluk bir çok hastalıktan daha beter bana göre. Hasta olduğun zaman ilaçlarla bi nevi tedavi olabiliyorsun. Tedavisi olmayan hastalık ise hastalığın hayatı daha anlamlı kılmaya çalışıyorsun..

Doyumsuzluk öyle mi hiç bi zaman sahici mutlulukların olmuyor kardeşim olmuyor.

Ben bu yüzden beceremiyorum mutlu olmayı. 5 dakika öncesiyle 5 dakika sonrası uzunb zamandır aynı olmuyor bende.. Bi zaman yalnızlıktan yetti canıma diye söylenirken , seversin birini o da seni sever sonra arkadaşların olur çevrende onlarda sever sende seversin lakin bi bakmışın yine mutlu değilsin. Bir de tek anormal ben olsam yine iyi başkalarında da aynı hastalığı görünce daha da bi fena oluyorum. Biz neyi nerde yanlış arıyoruz da mutluluğu bulamıyoruz. Rabbim yardımın gerek yine bunalımdayım yine başım dara düştü ellerimi sana açtım..

20 Şubat 2011 Pazar

istemekle olsaydı her istek...



- Koş saraylarıma! Bulabilirsen beni konuş ve dertleş eskisi gibi. –

Sıkıyor artık tüm buralar. Şu bilgisayar, telefon, açık hava, sınıf, dershane… Konuşmak dahi istemiyorum çoğu kez. Uğraşlar buluyorum kendime, oyalıyorum kendimi belki de oynatıyorum.

- Bul beni getir bana.-

Aslında insanlar. Evet, bu yalnızlık arzusunun tek sebebi insanlar. Her yerdeler. Var olduğum her yerde. Ben onlardan kaçıp evime sığındığımda ise zihnimdeler. Kaçarak kurtaramıyorum ki kendimi. Ve utanmazlar da. Git dediğim hatta çok kez bağırıp çağırdığım halde bırakmıyorlar beni.

- Yalnızlığım bile yine hep sizinle. –

Bilgisayar açmıyorum ve kaçıyorum sohbetlerinden. Telefonumu uzun süreler kapalı tutuyorum artık. Siniyorum evime. Bunlar yetmiyor tabi. Zihnimide meşgul ediyorum. Uğraşlar buluyorum kendime. Boş kalmıyorum. İşte ancak o zaman huzur buluyorum.

- Hayat oyun zaten. -

Artık ben ne zaman istersem o zaman hayatıma alıyorum insanları. Ve ne zaman konuşmak istersem o zaman konuşuyorum. Hayatımda büyük değişiklikler yaptığım bir dönemdeyim. Eliyorum tek tek arkadaşlarımı, dostlarımı. Saklanıyorum bir köşeye ve bulmalarını bekliyorum beni. Bana gerçekten ulaşmak isteyen ulaşıyor v hayatımda kalıyor, ortaya çıkmamı bekleyenler kayboluyorlar benim için. Evet değişiyorum, değiştiriyorum kuralları.

Ben sıkıldım artık kovalamacalardan. Artık saklambaç oynamak ve oynarken kaybolmak istiyorum. Ölü müyüm diri miyim bilinmesin istiyorum.

.

.

.

İstemekle olsaydı her istek…

NOT: İnanın ne yazdım bende bilmiyorum.

14 Şubat 2011 Pazartesi

ŞU-BU-O GÜNÜ

sevgililer günü
anneler günü
babalar günü
çocuklar günü
kadınlar günü
doğum günü
yılın ilk günü
.
.
.
hepsi aynı şeyi ifade ediyor benim için.
tartışmaya değmez. kutla geç, kasma düşüncesindeyim.
kutla dediysem kudur demedim, afedersin işin b.kunu çıkar da demedim.
tebrik kartı, mesaj, çiçek, gülen yüzler bence yeterli.
hepsi aynı anlamı taşıyor benim için.
herbir gün hediye almaya bir neden.
hediye vermeye bir neden.
gülümseye bir neden.
dikkat et!
sırıtmaya, kahkahalar atmaya, ağzı açık sokaklarda dolaşmaya
deli gibi umutları bu güne bağlamaya sebep demedim.
konu yine aynı yere geldi.
gülümsemeye sebep kudurmaya değil!

5 Şubat 2011 Cumartesi




...
Yine de insan istiyor ki, bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır', daha doğrusu
'kalbin sırrı'

konusunda anlaşılabilsin. Birisi
''Evet'' desin,
''seni anlıyorum.Aynı dert bende de var.''


Murat Menteş / Korkma Ben Varım

28 Ocak 2011 Cuma

ÇOK MUTLU OLDUK TÜRKÜM DEDİĞİMİZE!




Türk olmadığınızı va yahut Türk olduğunuzu sanmadığınızı bir düşünsenize.
okula gitmek ne büyük eziyet olurdu.
her gün her sabah Türk'üm deme zorunluluğunda bırakılırdınız.
ve sonrasında doğruyum derdiniz sanki Türk olduğunuz için doğru olmuşsunuz gibi.
yeminler ederdiniz defalarca olmadığınız olamayacağınız birşey üzerine.
ne mutlu Türk'üm diyene derdi birileri gururla karşınızda, fakat sizin ne mutlu bilmemneyim demenize asla izinverilmezdi.
daha çocukken asimile edilmeye çalışırlardı sizi okul sıralarında.
NE ACI!
ah neyseki Türk'üz yada öyle olduğumuzu sanıyoruz yoksa kesin anarşist olurduk!!!!

26 Ocak 2011 Çarşamba

Sadakat!


İnsana sadakat yakışır görse de ikrah
Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah

(Ziya Paşa)

Sadakat;

Şişman bir kadının on beş gün diyetine sadık kalmasıyla çürümeye başladı bu kelime. Maruldaki yeşilin mistik havası kadının damağını tırmalayarak geçerken, mideden çıkan sinirler çikolata ve şekerin kaygan yumuşaklığını bir Hızır acil servis çabukluğu ve gürültüsüyle iletiyordu beyine. Gün boyu bir avuç akide şekerini ya da bir dilim kremalı pastayı tespih gibi beynine çektiren her kadının, sadakat kolyesindeki inciler bir bir mazgallara düşüp kayboluyor demektir. Sadık insan, bir anlık gafletle duvar üstüne koyduğu ekmeği, efendimizin günlerce aç kalışını hatırlayarak geri alıp yiyebilen insandır.



Kitapçıdaki raflara kafasını gömen bir genç henüz kelamullahı okumamışsa; hali, duvarı için tuğla seçen ahmak bir duvar ustasına benzemez mi? çünkü her tuğla ister seçsin ister seçmesin aynı boy ve ebattadır. Duvarı sağlam kılan tuğlanın şeklinden ziyade harcın kalitesidir. Bir harç ki değil duvarları sağlam kılmak, benlikleri aysberg gibi denizin üstünde yürütür, tüm karaktersizlikler deryasını bir dağın etrafında döndürür. O muazzam harcı bir gri çamur gibi gereksiz görenler ve sözüm ona idrak ayaklarını ondan sakınanlar, raftan aldıkları her kitabı semerlerine asan varlıklardır… Sadık insan; sürüye katılmış bir entelektüel eşek olmaktansa, kuran ilmiyle “esfeli safilin” fazlalıklarını kırpar ve yükselttiği duvara bir “alayı illiyyin” çerçevesi asmaya çalışır.



İçkili ağızlardan dökülür oldu bu kelime, rujlu dudaklardan ve dumanlı mekânların ortasından. Yoldaşı içki sanıyor bir kadın, arkadaşını dekolte elbiseler, koluna giren serum lastiğinin kendisini mutluluğa götürdüğünü sanıyor. Sanmak ile olmak arasında gergef dokuyor. Korku ile sevgi arasında zikzaklar çiziyor. Sadık insan korktuğu için değil sevdiği için sadık kalmaz mı? Sürekli sevdiğine isyan halinde olan, gönlünü itaatin gül kokulu sinesine yaslamadıktan sonra ancak yalnızlığa sadık olabilir ve cehennemi bir terk edilişe.



Kredi kartı borçlarını, ev sahibine olan borcunu, arkadaşından aldığı borç parayı ödemede acele eden insan, rabbinden ödünç aldığı ayı ve güneşi, kirazı ve gülü, buğdayı ve ekmeği, azotu ve oksijeni pişkinlikle kullanıp atarken günde beş kez açılan tahsilât vezneleri önünde dikilip birkaç kelam etmeyi borç ödemekten, ödüncü geri vermekten saymaz. İki tahsilat memurunu ölüm karşısına çıkardığı zaman anlar, koca bir ömrün hacz edilip kendine kuru bir tahtadan başka bir şey kalmadığını…



İllaki büyülü bir olay bekler insan, davudi bir ses duymak ister, ya da en beleşinden efendimizi rüyasında görmek ister… Eşantiyonlara, bir alan bir bedavalara, ekstralara, çiplere alışkın insan borcu ödemeye yanaşmadan bedavalar bekler. Bedava bir cennet ister en yeşilinden. Sadık insan; yaratılan her şeyi olağanüstü görür, ayakuçlarından yıldızlara kadar her yaratılmışı sevdiğiyle buluşmada bir mekân bilir. Bir saatlik tefekkürün onun tüm borçlarına bir yed-i emin olduğunu idrak eder.



Şimdi bir sadakat senedi imzalayalım mı desem haydi dersin. O senede imzalar ki gezegenler boşluğa bir çamaşır gibi asılmadan önce atıldı. Senin kaşın gözün ruhuna henüz bir barkot gibi yapıştırılmışken, Âdem babamız göklerde efendimizin adını görmezden önce… Atıldı o imzalar…

"Bizi aldatan bizden değildir" h.ş.



ALINTI :http://www.korpekalemler.com/ Adresinden..

22 Ocak 2011 Cumartesi

ilmekten bir kolye!

Geliyor musun o ağaca?
Hani 3 kişiyi öldürdü dedikleri
o adamı sallandırdıkları ağaca
çok tuhaf şeyler olmuştu orada
gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında
daha tuhaf olmazdı aslında.

Geliyor musun o ağaca?
Hani ölü adamın aşkına kaçması için yakardığı
çok tuhaf şeyler olmuştu orada
gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında
daha tuhaf olmazdı aslında.

Geliyor musun o ağaca?
Hani ikimizin de özgür olmamız için
kaçmanı söylediğim ağaca
çok tuhaf şeyler olmuştu orada
gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında
daha tuhaf olmazdı aslında.

Geliyor musun o ağaca?
Boynuna ilmekten bir kolye tak, dur yanımda.
Çok tuhaf şeyler olmuştu orada
gece yarısı buluşsaydık o idam ağacında
daha tuhaf olmazdı aslında.

16 Ocak 2011 Pazar

Hatırlatma 1: ÖLÜM VAR!


Sevmiyoruz ,sevilmiyoruz…

Gözlerimizin önünde arkadaşlarımız,dostlarımız,kardeşlerimiz ateşin içinde yanıp kül oluyor.

Gözlerimizin önünde kendimiz yanıyoruz da haberimiz yok.

Hergün kendimize yanımızdakilere yalan söylüyoruz.

Dostumsun diyoruz ateşe atlamasına ses çıkarmıyoruz. Arkadaşımsın diyoruz yerden bulduğumuz çalı çırpıyla ateşini besliyoruz.

Kendimizi sevdiğimizi sanıyoruz,bazen bencilsin sözleriyle karşılaşıyoruz ama aslında hepsi yalan

Biz hergün Nefsimizi severek ona hizmet ederek,Şeytanın buyruklarını yerine getirerek ateşimizi odunlarla besleyip büyütüyoruz…

Lafı nereye mi getirmeye çalışıyorum

Şuraya varmak amacım

Bir gerçeği hatırlatmak,bir gerçeği yüze vurmak…

Kardeşlerim ÖLÜM VAR!

Bunu hepimiz biliyoruz ama hayatımızın büyük bir kısmında unutuyoruz hatta aklımızın ucundan bile geçmiyor. Bizim en önemli işimiz Ölümü hatırlamak ona göre yaşamak değil mi?

Ama biz ne kendimize hatırlatıyoruz ne de sevdiğimiz insanlara…

Gerektiğinde onun için yapamayacağımız şey yoktur diye düşünürüz,onun hata yapmasına izin vermeyiz,onun acı çekmesini istemeyiz ama asıl hatasını,gerçek acıyı ona hatırlatmayız onu yüzüne vurmayız…

Hayatımızda önemli zamanlar vardır ,yetişmemiz gereken önemli yerler,unutmamız gereken önemli bilgiler…

Hepsine beynimizin bir odasında yer veririz onları orda en iyi şekilde saklarız ama onları önemsiz bırakacak en önemli biligiyi beynimizin suitine yerleştirmemiz gerekirken kapıdan içeri bile almayız…

Kısacası benim bundan sonraki en önemli işim geçte olsa sevdiğimi söylediğim insanlara hainlik yapmamak için gerçekten sevdiğimi göstermek için onlara elimden geldiğince ÖLÜMÜ hatırlatacağım.

Onlara ÖLÜM VAR kardeşim namazını kıl,hazırlığını yap her an buradaki yolculuğun bitebilir diyeceğim.

Tabi önce kendime hatırlatacağım sonra sevdiklerime:)

Kendime hergün “ben bugün ölebilirim,şu an ölebilirim,her an ölebilirim!!”diyeceğim.

Vesselam…

11 Ocak 2011 Salı



Sevgili Dost,

Yalan sizin evin önünden de geçti mi?

Boyu uzun muydu, kısa mı?

Ne giyiyordu?
Düzgün mü yürüyordu yoksa bir ayağı aksıyor muydu?

Susuyor muydu, yoksa ıslık mı çalıyordu?

Gözleri ne renkti?
Bir yere yetişecekmiş gibi hızlı hızlı mı yürüyordu,
yoksa hiç acelesi yokmuş gibi yavaş yavaş mı?





Sevgili Dost,

Yalan senin kapını da çaldı mı?
Ona aç/ma/dın kapıyı değil mi?

Yoksa senin de mi merhametini çaldı?
Yaptığı işlere kendini inandırmasaydı, bu kadar benzemezdi gerçeğe..

Kendi inanmasaydı, inandıramazdı.

Sanıyor musun ki aldatabilirdi, yalan yalan olsaydı..



Ali Ural

8 Ocak 2011 Cumartesi

Hür Adam : Bediüzzaman Said Nursi

Zalimler İçin Yaşasın Cehennem !!

Şimdi dün izledim filmi . Sonuna doğru - saatin geçliğinden kaynaklanan ve okul yorgunluğu sebebiyle- uyuklasam da izledim. Önümde , arkamda öksürenlere sinir olsam da izledim.. Sonra Allah verdi cezamı öksürüğe tutuldum yine de izledim..

2-3 sahnesi beni çok etkiledi ağladım..

Ama açıkcası bu kadar haber oldu , ses getirdi , fragmanlarını izleyen coştu (kendi adıma .. )

Daha iyi bir şey bekledik , bekledim.

Hak vermek gerektiğini de biliyorum. Hepsini veremezlerdi bir filmde.

Lakin bu kadar da yalın olmamalıydı. Anlam kesintileri oldu.

Mesela Üstadın ‘Eski Said’ ‘Yeni Said’ olarak adlandırdığı dönemleri vardı.

Bunlar tam anlatılmadan pat mevzulara dalınmış.

Tarihçe – i Hayat’ı bilmeyen , okumayan biri bence birçok şeyi anlayamaz gibime geliyor.

Yine de emeklerinden dolayı Allah razı olsun .. Said Nursi’ yi canlandıran oyuncuya da haksızlık edilmesin… Bu film belki de bir çok açıdan gerçekten iyi oldu…

Okul da Cuma günü son dersimize giren hocamız ileri geri konuştu Üstad hakkında …

İçim yandı , lakin ses çıkaramadım … Sistem bizi sindiriyor artık… Öğrencilere neler yaptığını biliyorum , anlatıyorda… Özgür olduğun söylenen bir ülkede konuşamamak en büyük esaret bana göre… Konuşabilmek su gibi değerli..

Her neyse bir de hocamızın kanına dokunan Said Nursi’nin M. Kemal karşısında o vaziyette oturuyor olmasıymış… Tabi herkes el pençe durmak zorundaya karşısında…

Yine de –eksiklikleri saymazsak- bu filmin yapılmış olması bizim için kıymetli , Son olarak nasıl bir kitabı okumak filminden daha değerli ise..

Üstadı filmlerden değil Tarihçe-i Hayattan okumak ,öğrenmek, tanımak gerek…

Template by:
Free Blog Templates