13 Kasım 2013 Çarşamba

Eskide Kalmış Ruhlara Çankırı Sokaklarından Selam Olsun

Bazen insanın yeryüzünde yaptığı  yorucu, sıkıcı ve monoton gezilerden sıyrılıp iç alemine inmesi gerekmektedir. İçindeki tadilatların, yenilenmelerin gidişatını kontrol etmelidir. Bunu bugün yapabilmenin huzuruyla kaplı tüm iç alemim. Kulağıma deruni bir müzik, koluma fotoğraf makinemi takarak bedenimi Çankırı sokaklarına ruhumu ise kendiyle başbaşa bıraktım. Bu kısa ama hafifletici gezimden objektifime yansıyan kareleri, ruhu eskilerde kalmış tüm insanların iç alemine hediye ediyorum. Buyur seyreyle azizim;
Yaklaşan sonbaharın en güzel renkleriyle döşenmiş Çankırı sokaklarında hep birlikte gezelim. Hem böylece ülkemizde hala bazı insanlarımız tarafından bilinmeyen Anadolu’nun bu sakin ve sıcak şehrini birlikte yeniden keşfetmiş oluruz.





Bugün tanıştığım bu tatlı kedi benim 10 yıllık kedi fobimi yenmeme vesile oldu. Huzurunuzda ona teşekkür etmek istiyorum. 

Her gün okula giderken geçtiğim bu yol bütün bu dünyanın süsünün, çekiciliğinin geçici ve sahte olduğunu hatırlatır bana.


Ve her gün geçtiğim bu tren yolu uzaklarda yaşıyormuş gibi gelen düşlerime ulaştırır beni.


Ancak buradan her geçtiğimde kestane aşkım son haddine ulaşıyor ve cüzdanımın içini düşününce nefsimi dizginlemeye çalıştığım uzun bir süreçten geçiyorum. Yine de bana poz veren abiye teşekkürlerimi bir borç bilirim.



Sokakları en çok güzelleştiren çocuklardır. İçi harabeye dönmüş insanların yıktığı, bombaların düştüğü, kardeşin kardeşinin kanını nehre döndürdüğü, birbirine selamı çok gören yalnız insanlar topluluğu olan şehirlerin bile sokaklarını sadece ama sadece çocuklar güzelleştirebilir.



Yaşamımız bir minare gölgesinde güzelleşir ve anlam kazanır. (Yer:Sultan Süleyman Camii )

Minarelerimiz ile Hilalimiz yan yana durduğu sürece bizler de yeniden doğmak için her zaman hazır olacağız. (Yer: Buğday Pazarı Medresesi)



Pencereler, içerdeki insanların duvarlarını kırıp yansıttıkları iç dünyalarıdır, bir dışa vurumdur.

Ve iç dünyaların kelimelere dönüşme sürecinde ağzımızın tadını daim eyleyen çaylarımızı himaye eden çaydanlıklar en eskisinden Çankrı Buğday Pazarı Medresesi’nde.



Ve bazen de duygularımız bir tuz üzerinde şekil alır, anlamlaşır. Duyguların ve emeklerin sonunda birer sanat eseri oluşur ellerimizde.





Ama en önemlisi duygularımızın, düşüncelerimizin temelini atan beni biz yapan kültürümüz, geleneklerimizdir kopmamamız gereken. Çankırı bu yönüyle tam bir eski ruhlar diyarıdır. Özünden kopmamış insanların samimi “abisini” sözcükleriyle karşılar misafirini. Bir tek eteği dizinin üstünde kalmış, elleri birbirine sahtekarca çözülmek üzere bağlanmış, emanet olarak aldıkları evlerin altını üstüne getirerek bırakan, tanıdık gelmeyen kız ve erkeklere alışamamıştır. Çünkü bunlar bize ait şeyler değildir. Bu nedenle Çankırılılara yobaz, içine kapanık diyorlar eğer bunları kabullenmemek yobazlık ise evet dibine kadar yobazlar. Yaranlık kültürünün sağlam temelleri üzerine kurulmuş bu şehir için yobaz kelimesi ne kadar iğreti duruyor değil mi?





Sözün bittiği yerde artık sizleri Çankırı sokaklarında bir başınıza bırakıyorum. Sakın korkmayın her ne kadar pek tanımasanızda buraları kendi memleketinizin topraklarında geziyormuş gibi henüz yağmış yağmurun ıslattığı toprağın kokusunu içinize çeke çeke gezebilirsiniz. Kalın sağlıcakla…










13 Ağustos 2013 Salı

artık gülmek yasak size!

 
“Çeyrek tesettürlüler”e “Ne olur artmasaydı bu tahripçilerin sayısı” diyerek sitem eden Demirci, “kahkaha atarak, ellerinde dondurmalar yalayarak gezen tesettürlü kızlara” ve “parklarda kültürfizik yapan Müslüman hanımlara” seslenirken “Ya imanını ciddiye alan mü’minlerden olalım ya da hangi kafaya sahipseniz ona göre yaşayın” diyor.
 
bence de Müslüman kadınlar gülmesin artık.
sokağa bile çıkmasınlar hatta camilere bile gitmesinler isterken çalışıyorlar, geziyorlar, okullara gidebiliyorlar, başarılı olabiliyorlar.
o Müslüman kadınlar sanattan, psikolojiden tıptan hukuktan sosyolojiden ve daha bir sürü şeyden anlıyorlar. camilere bile girmesinler isterken onlar kafeler de oturup spordan sanattan konuşabiliyorlar. önlerine o kadar engel çıkarttık önce meclise almadık sonra okullara sonra bütün sanatsal bilimsel etkinliklere ama onlar yine de başarılı olmayı başarabildiler. en çokta bu sıkıyor insanın canını, onca sıkıntıya rağmen dışarda eğlenebiliyorlar dahası gülebiliyorlar ve açıkçası bu bizim sinirimizi bozuyor.
gülerken o kadar parlıyorlar ki insan her şey hallolacak zannediyor, sıkıntılar bitecek zannediyor. halbuki bizim mutsuz insanlara, mutsuz ve umutsuz kadınlara, annelere, eşlere ihtiyacımız var!
 

8 Temmuz 2013 Pazartesi

yıldızlar-rüzgar-bisiklet

 
kocaman parlak yıldızlar
rüzgar
bisiklet
küçük kız dünyadaki her şeye sahip olduğunu hissetmişti
o oturmadan rüzgara karşı bisikletini sürerken o kocaman yıldızların onu izlediğini biliyordu
özgürlüğü yüzüne çarparken bütün yıldızların onu kıskandığı biliyordu
özellikle çukurların üzerinde gidiyordu
belki o çukurlar onu yeteri kadar zıplatırdı da yıldızlara ulaşabilir onların arasında bisiklet sürebilirdi
eminim o zaman daha özgür olurdu
ve üç kara bulut önüne çıktı küçük kızın ve bisikletini elinden aldılar
özgürlüğünü elinden aldılar
kocaman yıldızları hüzne boğdular
 
eğer biri sizi bisiklet sürmekten alıkoyuyorsa bilin ki o dünyanın en kötü insanıdır.

29 Haziran 2013 Cumartesi

tevafuktur şiirler...


yaz...

ben ah derim ve severim ah
demeyi sevenleri, keşiş dağına 
bakıp bakıp güneşi bardağına 
dilimlemiş şehzade gibi gümrah
mûsikâr çınarı ve çelebi gülü de 
Meryemce gelir çünkü şehre yaz
âh saçları çözük ve sanki örgülü de
hümâdan başkası onlara dokunamaz
adı aşksa nilüferle örttüğümüzün 
her şey erguvan olmak için var 
bektaşi yıldızlar, melami rüzgar
ve büyük aile gibi dağılan hüzün 

külahı sarı "babam", keşkülü arı

Bursa, âh gökten inmiş o rüyâ kasrı

Ercan YILMAZ

Güneşin henüz battığı bir andı. Evimin terasında, tenimin hissedemeyeceği kadar silik bir rüzgarın eşliğinde elimdeki kitabın sayfalarını çevirirken karşıma çıkan bu şiir, havasını soluduğum şehrin,şehrimin ne kadar olağanüstü olduğunu gözlerimin önüne mısra mısra sıraladı. Ve bende tekrar bu sihirli havanın tüm damarlarımda dolaşmasına izin vermek için derin bir nefes alıp sayfayı değiştirdim...

24 Haziran 2013 Pazartesi

kurşun kalem


19.12.12
bugün anladım ben kurşun kalemleri seviyorum. kontrol bende oluyor o zaman. istemediğimi siliyorum ya işte onu seviyorum.
hiç yazmamış gibi oluyorsun
hiç yaşamamış gibi

19 Mayıs 2013 Pazar

Kadına Şiddete Karşı Müslüman İnsiyatifi

Kadına şiddete karşı bir Müslüman olarak bir insan olarak neler düşünmemiz neler yapmamız gerektiğiyle ilgili mükemmel bir programdı.
O günde anladım ki kimse "açık, saçık" giyindiği için tacize ya da tecavüze uğramıyor. Erkek dışarıda  gördüğü kadın yüzünden tahrik olmuyor. Erkek dışarı çıkmadan önce tahrik oluyor bir şekilde. Televizyonla internetle. Ama savunmasız olanlar o kutuların içindeki bedenler değil. Savunmasız olanlar dışarıdaki kadınlar. Açık mı? Kapalı mı? Davetkâr mı? Değil mi? genç mi? yaşlı mı? Bunların hiçbir önemi yok. Tek soru şu: savunmasız mı? Değil mi? bu sorunun cevabı evet ise kadın tacize ya da tecavüze uğruyor. Bunun tek açıklaması ahlaksızlık.
Şiddete gelince. Artık İslam'da kadına şiddet var mı yok mu diye tartışmaya hiç mi hiç gerek yok. Dinde kadına şiddet  yoktur, İslam'da şiddet yoktur. Nokta.
 
Bu insanlar güzel şeyler yapıyor ve daha da güzelini yapmak için uğraşıyorlar.
Eğer biz Müslümansak,
Eğer biz Müslüman kadınlarsak
Eğer siz Müslüman erkeklerseniz
bunu desteklemek elimizden geleni yapmak boynumuzun borcudur.

15 Nisan 2013 Pazartesi

Farklı Açı

 
 
Burası bir cami.
Öncelikle boş. Bomboş. Ses yok, seda yok.
Bir kaç görevli dışında kimse yok.
Belki bazen uzaktan gelen bir Kur'an sesi duyarsınız.
Bazı önemli günlerde tıklım tıklım da görebilirsiniz camileri.
Cuma günleri
Bayramlar
Onun dışında meşhur bir yer olmadığı sürece gidilmez camiye.
Ne yapılacaksa oturur evde yapılır.
 
İşte burasıda kilise.
Öncelikle boş. Bomboş. Ses yok, seda yok.
Bir kaç görevli dışında kimse yok.
Belki bazen uzaktan gelen bir ilahi sesi duyarsınız.
Bazı önemli günlerde tıklım tıklım da görebilirsiniz kiliseleri.
Pazar günleri
Bayramlar
Onun dışında meşhur bir yer olmadığı sürece gidilmez kiliseye.
ne yapılacaksa oturur evde yapılır.
 
 
 
Bu tablo bizi kahretmeli.
Sahipsiz kalmış bizim evimiz.
Huzuru camileri boş bırakıp dar, küçük, çok eşyalı, çok dünyalı odalarda bulabileceğimize inanıyorsakçok büyük bir yanılgı içerisindeyiz.
Herkes başını dışarı çıkarıp bakmalı.
En fazla 10 dklık bir yürüme mesafesi uzaklığında bir cami göreceğinizden eminim.
En az bir vakit namazı evimizde kılmamız gerekmez mi?
 
not:biri bizi camiye çağırıyor.
 

9 Nisan 2013 Salı

Sokaktan Evimize Girme Vakti Geldi



Burası bir cami, burası Allah'ın evi, burası benim senin bizim evimiz. Her yer bembeyaz, temizliğin simgesi. Beyazının üzerine işlenmiş türlü türlü renkler bereketinin simgesi. Minberinin yemyeşil örtüsü huzurun ve Sevgilinin simgesi. Sadece görkemli, sessiz ve huzurlu. Cennetteki köşklerimizin dünyadaki bir modeli belki de.
Burası bir cami. Kulakların sadece sessizliği işittiği. Sessizliğin içindeki ahengi duyabildiği, Allahuekber nidasını içine soluduğu bir yer.
Burası bir cami.Huzurun saltanatı. İnsanlar dönem dönem kaçmak ister herşeyden herkesten ve kaybolmak isterler. İşte bu kaçış için en uygun yerdir burası. Çünkü kimsenin "Olsa olsa camidedir." sözünü dilinden, fikrinden geçirmediği bir yerdir burası. Hep dışında kaldığımız içine girmeyi fikretmediğimiz belki her gün yanından geçtiğimiz ama yılda sadece bir iki kez uğradığımız bir yer. Evsiz kalmış bir sokak çocuğu gibi onsuz kaldığımızda üşüdüğümüz bir yer.
Burası bir cami. Nefes almak isteyenlerin mekanı. Gözlerini kapatıp yorgun dünyanın telaşesinden kurtulabildiğimiz tek yer. İçimizi dökebildiğimiz, sırtımızı dayayıp acizce boynumuzu eğebildiğimiz "Ben geldim."diyebildiğimiz tek yer.
Burası bir cami. Allah'ın evi, benim senin bizim evimiz.

6 Nisan 2013 Cumartesi

saflık

 
saflık
saf olduğumuza kim karar veriyor?
karşımızdaki insanın vermediği kesin
bizim vermediğimiz kesin
senin vermediğin kesin ki kesin
o kalbin yapımcısı kimse en iyi "O" bilir
en iyi "O" karar verir
o kadar!

4 Nisan 2013 Perşembe

SELAM

siyahtan ve beyazdan başka renk var mı?
nefret ne renk aya?
 
 
yalansız film
kendini adamışlığın filmi
mazlumun gözyaşı akmasın diye canını verebilecek insanların filmi
kendini unutan insanların filmi
etkileyici olan kısmı hiçbir şeyin abartı yada yalan olmaması
her şey gerçek
her şey doğru
defalarca izlenilmesi gereken bir film benim gözümde
inşallah bu sayede insanların belli bir kesime olan bakış açıları değişir
inşallah

bu ne saçmalık!


Diyarbakır'da güzellik yarışması yapılacakmış ve Diyarbakırlılar buna tepki gösterdiğinden iptal edilmiş(çok şükür).
Şu saatte televizyonu açmışım ve karşıma çıkan habere bak!
DİYARBAKIR'DA MAHALLE BASKISI PAZAR GÜNÜ YAPILACAK GÜZELLİK YARIŞMASINI İPTAL ETTİRDİ
Bu haber beni çıldırttı.
Kulaklarımdan ateşler çıktığına emin olabilirsiniz.
Bir meşe odununa bir kızılcık sopasına ihtiyaç duyuyor insan böyle zamanlarda.
Başımın etrafından pataklanmış, pekmezi akmış insanlar topluluğu dönüyor.
Avuçlarımın içi kaşınıyor.
Çok sevdiğim bi arkadaşımın çok meşhur bir sözü vardır
Onu söyleyip susacağım.
Allah bildiği gibi yapsın bunu söyleyenin;/
(evet bu söz böyle değil, bilen bilir)

3 Mart 2013 Pazar

Gerçeğe Bir Başka Bakış

Marcel Proust

Kimdir, nedir, nasıl biridir tam olarak bilmiyorum. Tek bildiğim Freud abiyle benzer özelliklere sahip oldukları ama bunları bir yana atıyorum ve  sanat üzerine söylediği takdir edilesi ve paylaşılası bu sözleri siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. Yazıyı üşenmeyip okursanız eğer "Vay be ne güzel söylemiş." diyeceğinizin garantisini de veriyorum. İşte buyrun o sözler:

"Gerçek hayat, nihayet keşfedilip açıklığa kavuşturulan hayat, dolayısıyla dolu dolu yaşanan tek hayat, edebiyattır. Bu hayat, bir anlamda, sanatçıda olduğu kadar her insanın içinde de her an mevcuttur. Ama çoğu insan, onu açıklığa kavuşturmaya uğraşmadığı için görmez. Bu yüzden de, geçmişleri, zihinleri tarafından 'banyo edilmediği' için işe yaramayan sayısız klişeyle dolup taşar. Sanatın açıklığa kavuşturduğu şey yalnız kendi hayatımız değil, başkalarının da hayatıdır, çünkü tıpkı ressam için renk gibi, yazar için de üslup, teknik değil görüş meselesidir. Her birimizin dünyayı görüşündeki nitel farklılığın doğrudan ve bilinçli yöntemlerle mümkün olamayacak şekilde ortaya koyulmasıdır; sanat olmasa, bu farklılıklar ebediyen her birimize sır olarak kalırdı. Ancak sanat aracılığıyla dışarıya açılabilir, bir başkasının, bizimkiyle aynı olmayan bu alemde neler gördüğünü öğrenebiliriz; aksi takdirde bu alemin manzaraları, aydaki görüntüler kadar bilinmez olurdu bizim içi. Sanat sayesinde, bir tek dünya, kendi dünyamızı göreceğimize, çeşitli dünyalar görürüz; özgün sayısı ne kadar çoksa, bize açık olan dünyaların sayısı da o kadar çoktur ve aralarındaki fark, sonsuzlukta dönüp duran dünyalar arasındaki farktan büyüktür; bu dünyalar, adı ister Rembrandt olsun, ister Vermeer, ışıklarının yayıldığı ocak söndükten asırlar sonra da, hala kendilerine has ışınlarını yansıtmaya devam ederler."
(Yakalanan Zaman,203)

UYARI: Bu heyecanla yazılmış yazılarımızı okuyan çok kıymetli okuyucularımız, düşüncelerinizi sizler de yazıya döker yorum yapma lütfunda bulunursanız minnetter kalırız. Aksi halde kendim yazıp kendim okumuş gibi oluyorum ki bu da pek hoş olmuyor insan kendini yalnız hissediyor! :)

23 Şubat 2013 Cumartesi

Bir Hikayenin Yazdırdıkları




"Öyle ki düş kurmakta bile gecikmiştir."

Mavi Yalı-Halid Ziya

Kırk yaşlarına gelmiş bir adam... Deniz çalkantılarıyla,bir teknenin acı acı çalan siren sesiyle geçen bir ömür... Türlü bahanelerle evlenmekten kaçmış, sadece bununla da yetinmeyip tüm hayallerinden hatta hayal kurmaktan bile kaçınmış bir kır saçlı... Ama insan bu ya bir hayal üzere yaratılmış, istese de kaçamaz. Bir kırk yıl sonra da olsa ensesinden tutar ve gözlerini ufuktaki bir güzelliğe diktirir. Bir de bakarsın ruhun uçsuz bucaksız hayaller dünyasında... Dalarsın kendini keşfe. Kendini tanıdıkça bir bir yükselir arzularının sesi. Tek tek sıralarsın hayallerini ve bütün bedenin bir şeye odaklanır: Hayallerine...
Onlar için herşeyi yapmayı göze alırsın; göze alırsın tüm geçmişle, kırk yılla yüzleşmeyi ve açarsın gözlerini...
Karşında tanıdık bir yüz; gözlerinde, gülümsemesinde, sözcüklerinde tanıdık ve gerçekleşmiş bir düşün sevinci... Ve titremeye başlarsın ağzından çıkan her sözcük seni tokatlamaya başlar. "Çok geç, artık çok geç!" derken kalbin bir lav gibi yaka yaka akar içinde. Kırk yıl boşlukta yaşamışlığın hiçliğiyle kaybolursun!
Hayatta kaybolmamak için düşleyin ve bunu hemen yapın.
Bir hikayeden sızan kelamlar vesselam.

31 Ocak 2013 Perşembe

''kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde...''


''Ne yap ne et masumiyetini yitirme''
demişti biri. Yitirdim ben onu çok zaman önce ve bulmak öyle zor ki belki de imkansız.
Ne oldu bana ne oldu hayallerime...
Seçtiğim bölüm, kendime çizdiğim yolum , hayal kırıklıklarım elimde kalan son hayalim Afrikam...
Bölümüme soğumam, çizdiğim yolun silinmesi, elimdeki son hayalime karşı yerine getiremediğim sorumluluklarım.
Evimizdeki bu aile ruhunu yitirmiş hava...
Binbir türlü dualarımız olabilir, benimde oluyor. 
Şu zamanlar duam oldu : Rabbim bir yol çiz bana koy beni içine, bir yol ver bir hedef ver şu dünyada yaşamam için bir amaca ihtiyacım var bana bir amaç ver.
  ve tekrar İsmet Özel'in Münaacat şiirine mübtela oldu gözlerim, kulaklarım..
 ...
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster,kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?


İsmet Özel


Ve dinlediğim müzikler beni neyse...

29 Ocak 2013 Salı

Bir daha sevebilir miyim?

 

‘Bir daha sevebilir miyim?‘

Gözlerinden okunan mahcubiyet, içini dolduran sevincin dışa taşmasına mani oluyor.
 Ya da bana öyle geliyor.
Merakımı zar zor bastırıyorum.
Bir an önce anlatsa. Yoksa? Yok canım, daha neler?
 Gerçi benim için hiç sürpriz olmaz.
 Bu ilk şahit olmam değil, son da olmayacak.
Dört ay önce, “Duygular da dünya gibi fanidir, bugün var yarın yok olabilir, insan kalbi bu, neye ve kime karar vereceği hiç belli olmaz, bir bakmışsın başkasını sevmişsin, merak etme,” demiştim.
 Boş boş konuşmuş gibi hissetmiştim kendimi sonra da.
Kendim söylemiş kendim dinlemiş gibi. Sözlerime duvarlar bile hak vermişti de bir o, “Hadi canım siz de, kalbimden zerrece haberiniz yok,” dercesine, inanmaz bakışlarla karşılık vermişti.
Azıcık bozulmuştum. Belki azdan biraz daha fazla.
Ölesiye umutsuzdu. Sahip olduğu tek şeyi kaybetmiş gibi.
Âşık olduğu şahıs karabatak misali bir kayboluyor bir ortaya çıkıyor; bir “seviyorum” diyor, bir “ben sana layık değilim” diye yan çiziyordu.
Anlaşılan o ki, delikanlı da gönlü olmayanların klasik repliğine sarılmıştı.
 Baktı ki delikanlı delikanlı olamıyor, o yaşa gelmiş hâlâ ne istediğini bilmiyor, “Bundan mı bana koca olacak?” deyip ayrılmış, bir daha da yüzüne bakmamıştı.
“Kesin ayrıldın mı?” diye sormuştum.
“Evet,” demişti dikleşerek, “bu sefer kesin.”
Ayrıldığına inanmıştım, sözcüklerin üstüne basarak söyleyişindeki koyu kararlı havadan.
“Bu süreci rahat atlatmam için ne önerirsiniz?” diye soruşundan.
“Sıfır ilişki, sıfır iletişim,” demiştim.
Ne demek bu, dercesine bakınmıştı yüzüme.
Açıklamıştım.
O da dinlemiş bu önerimi, Allah’tan.
Hiç mesaj yazmamış.
Hiç mail atmamış.
Hiçbir telefonuna çıkmamış.
 Deli gibi özlese de, bağrına taş basmış, hiç iletişim kurmamıştı.
“Bana bir telefon borcunuz var,” demişti sonrasında gülümseyerek.
Bir akşam özlemine yenilip de güçsüz düşmüşken ve tam aradı arayacakken, duvara fırlattığı telefonu kırık bir kalp gibi paramparça olmuş.
“Evleniyorum, sanırım,” diyor gözleri yerde.
Daha üç dört ay öncesine kadar bir daha kimseyi sevemeyeceğinden dem vuran kız mı şu karşımdaki?
İnsan, bir kere mi sever?
Hani iki ay önce bedbaht bir şekilde oturup da bir yandan burnunu silip bir yandan da iç çekerek, “Onun gibi birini bulacağımı sanmıyorum bir daha. İnsan bir kez sever, bunu çok iyi biliyorum. Sevdiğimle evlenme şansını kaçırdım,” diye yana yakıla ağlayan kızla aynı kişi mi bu karşımdaki?
İnsan, bir kere mi sever? Doğru cevabı nedir bu sorunun?
Sıkıştığım zamanlarda başvurduğum referansa başvurmuştum o an içimden.
Efendimiz (sav) birden fazla sevmedi mi?
İnsan olmanın en kamil noktasındaki bir insan için geçerli olan diğerleri için neden geçerli olmasın, demiştim, içimden.
Ona o gün söylememiştim bunu.
 Aşk bir yanılsamadır.
Âşık olduğumuz kişinin dünyanın en muhteşem kişisi olduğunu sanma yanılsamasıdır bu. Muhayyilede kurgulanan maşuk “En yakışıklı, en zeki, en eğlenceli, en şefkatli... erkektir, ya da o en güzel, en anlayışlı, en güzel gülen, en tatlı kadındır.” 
En’lerle taçlandırılmış, allanıp pullanmış bu muhayyel sevgili tasavvuru, bulunmaz Hint kumaşıdır. Âşığın buna ihtiyacı vardır.
Maşukun acizliklerini gördükçe duyguların yüksekliği düşer, normalleşir.
İyi ki.
“Aşk güzeldir, gerçek daha güzeldir,” demiştim de dudak bükmüştü.
“Önemli olan, bir insanı bütüncül olarak, tüm zaaflarıyla kabul etmeye razı mısın, değil misin?”
 Soruma verdiği cevap netti. “Sevdiğimse razı olurum.”
“Duygular nankördür,’’ demiştim de, bir azar işitmediğim kalmıştı daha üç ay önce.
“Bütün insanlar mutlaka unutur mu?” diye sormuştu sonra da inanamaz gözlerle.
Çoğu insan unutur...
“Bütün insanlar olmasa da çoğu insan unutur. İnsan unutan varlıktır çünkü.
Her insanın bağlanma kapasitesi farklıdır.
Kalbi sarmaşığı andıran bazı nadir insanların unutmasının zor olacağını biliyorum.
Ama çoğumuz için gerçek olan, kalbin başkasına gönlünü kaptırabileceğidir.”
İşte bugün bambaşka bir insan var sanki karşımda.
 Üç ay önceki karşılaşmamızdan bu yana ne kadar çok şey değişmiş onda.
Aşkının ebediyete kadar süreceğini, onu hiç unutamayacağını, başka birini sevemeyeceğini iddia eden kız gitmiş, kalbinde güller açan ve çok yakında biriyle evleneceğini söyleyen bir kız duruyor.
 Heyecanla anlatıyor...
Sanki kelimeler dilinin ucunda sıraya girmiş, sabırsızlıkla çıkacakları vakti bekliyorlar:
Görücü usulüyle tanışmışlar ama her ikisi de birbirini gördüğü anda, işte tam istediğim kişi demiş.
Yok, onu, son görüşmemizde söyledikleriyle yüzleştirerek mahcubiyetini artırmak niyetinde değilim. Kader bunu benim yerime çok daha güzel bir şekilde ve memnuniyetle yapmış belli ki.
“Sanırım haklıydınız, duygular nankörmüş. Bıraktığım şahıs şimdi nişanlandığım şahısla tanıştığım an silindi gitti, ona dair ne varsa unuttum. Bunda bir anormallik var mı sizce?”
“Ne kimse bizim için vazgeçilmezdir, ne de biz kimse için vazgeçilmezizdir,” diyorum.
“Yani?”
“Yani,” diyorum, derin bir nefes alıp, “İnsan için vazgeçilmez tek bir varlık vardır, o da Mutlak Varlık’tır.”
“Yani?” diye soruyor yeniden.
“Yani, ‘Bâtın-ı kalbâyine-i Sameddir ve O’na mahsustur.’ Er ya da geç kalp bunu idrak eder.”
“Yani,” diye atılıyorum tekrar, ondan önce davranarak, “Zevale mahkûm, hakiki güzel olamaz,” denir ve bundandır ki kalp kimseye tüm yaşam boyu aynı tutkuyla bağlı kalamaz.”
“Yani?” diyor.
“Yani,” diyorum...

MUSTAFA ULUSOY
http://www.zaman.com.tr/bir-daha-sevebilir-miyim/2016327.html 

ölü geçen günler



Bütün gün kucağında bi bilgisayarla ne yapacağını şaşırmış ne izleyeceğini bilememiş oradan oraya sayfaları gezinen bir insan oldum bugün. Önce dışarı çıktım aptal bir bankaya girdim, fişimi aldım, bekledim bekledim. Sıram geldi, gittim paraları saydım makbuzu aldım ve çıktım. Yağmur yağıyordu pembe fırfırlı şemsiyemi - o şemsiye ki çok değerli - açtım aslında ıslanabilirdim de severim yağmuru aç dedi içimdeki ses açtım. Yürüdüm, yürüdüm... İnsanların suratı asıktı Karadenizin havası gibi insanları da günlük güneşlikse hava sanki bütün yüzleri gülümserken görebilirsiniz ama yağmur yağıyorsa çekilmez olurlar.
Şu an kalkıp kitap okusam biraz arapça çalışsam iyi olabilirim yine de kalkmıyorum kucağımda bilgisayar aptal aptal vakit öldürüyorum. Biri yanıma bir sütlü kahve koysa ya şimdi 
Gitme vaktim mi gelmiş ne 
Malatya çağırıyor beni gel diyor gel yine öl sen ölü günlere dön sen.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Öyle işte 2 ..





Hani yaralanırsın da anlamazsın ya önce ya da sonradan canın yanar öyle bir hal üzereyim bende şimdi. Yaramın yerini göremiyorum, sızlıyor inceden inceden.
Yaramın yangını yakacak beni bilmediğim bir zamanda.
İyi biliyorum yarın diğer yarınlardan çok başka olacak.
Samsun bir başka olacak. Ben başka olacağım.
5 gün süren bir rüya. Kim uyandırdı ki beni biraz daha bıraksaydı ya keşke.
Birini seversin, birini ailen de severse daha çok seversin, birini dostların da severse daha çok seversin.
O birini Rabbin de severse Ona aşık olursun.
Vakit namazlarında farklı farklı camilere girmek , iskelede pamuk şeker yemek, beraber ailem için hastaneye gitmek , beni yormamak için çırpınıp durması , ne bileyim eksik bir cümleydim ben bir zamanlar tamamlandığımı sandım ama yine yarım kaldım bir daha ki vuslata kadar..

Sende Rabbimi Gördüm.



27 Ocak 2013 Pazar

Öyle İşte...

Demediler arkadaş demediler! 
Vuslatın böyle bir şey olduğundan bahsetmediler. 
Sevgilinin gözleri böylesine anlamlı, gamzeleri böylesine güzel demediler.
Sevgilin yanında Karadeniz'in soğuğu sana işlemez demediler ama işlemedi. 
Sevgilinin yanında böylesine güzel gülebileceğimi demediler. 
Demediler ama ben biliyorum artık her şeyi.. Gözlerinin içinin nasıl güldüğünü biliyorum, gözyaşlarının ne kadar yakıcı olduğunu, gülüşünün içimi ısıttığını biliyorum artık.. 
Şimdi yorgun gözlerle vedalaşma vakti..
Bütün bunları neden buraya mı yazdım gerçekten tam bi cevabım yok. İçimden geldi ve bloga dönmek istedim. Ve şu an aklımdan geçen sadece bunlar. Yazmak istedim sadece yazmak.. 

Yağmur O'nunla ıslanınca güzeldir.
Karadeniz O'nunla güzeldir.
Elleri güzeldir.
Gözleri güzeldir.
Gülüşü güzeldir.
Yüreği sıcacıktır.
Sevmek güzel şeydir.
Aşık oldum ben ..


''- Sen gelmeseydin ne olacaktı biliyor musun?
- Ne olacaktı hiç mi olacaktım
- Yanlış hiç ben olacaktım çünkü maşuklar telef olmaz aşık telef olur. '' 
ŞUBAT

26 Ocak 2013 Cumartesi

Böyle olmak zorunda mı?

Ben İstanbul'dayken herşey Bursa'da güzel, ben Bursa'dayken herşey İstanbul'da güzel olmak zorunda mı?
Neden ben bi şehirden ayrılınca orası panayır alanına dönüşüyor?
Herkes beni pişman etmeye mi uğraşıyor arkadaş?
Evet.
Ne var!
Dünya benim etrafımda dönüyor.
Görmüyor musun?
Allah Allah ya!


25 Ocak 2013 Cuma

aha!

... ve bütün o batının dilden düşürmediği sözde özgürlük bana mutluluk getirmedi.beni sadece köle haline getirdi. 
modanın kölesi
kozmetik endüstrisinin kölesi
erkeklerin kölesi...

https://www.youtube.com/watch?v=tBbSryokbkY

Oha!

Oha! 
Bayıldım.
İman çok tatlı bir şey çünkü, tavsiye ederim:) Mustafa İslamoğlu
 
https://www.youtube.com/watch?v=3Hyh6y1OZnI

20 Ocak 2013 Pazar

Festus Okey

http://fizy.com/#s/28k6d3
http://www.youtube.com/watch?v=z4GzS9u5tic

ya değişirsek?


Değişir miyiz ikimiz birbirimizden bağımsız biçimde.
Ya farklılaşırsak yakınlaşalım derken. Sevdiğimizi bulamazsak bir süre sonra karşımızda.
Ya değişirsek!
Aynı şeylere gülmeyi bırakırsak mesela.
Benim söylediklerim sana seninkiler bana anlamsız gelmeye başlarsa.
Güldüremezsek birbirimizi.
Aynı zamanda gülemezsek.
Ya bana anlatacağın bir şey kalmazsa.
Ya meraklı gözlerle sana bakmazsam.
Ya anlattıklarımı anlamayacağını düşünürsem.
Ya farklı dilleri konuşmaya başlarsak.
Ya artık dertlerimize derman bulamazsak.
Anlamıyor musun? Ya değişirsek diyorum.
Farklı iklimde pişsekte gözyaşlarımız aynı olur mu?
Hem merak ettim senin gözlerinden hiç yaş akıyor mu?

Template by:
Free Blog Templates