15 Nisan 2013 Pazartesi

Farklı Açı

 
 
Burası bir cami.
Öncelikle boş. Bomboş. Ses yok, seda yok.
Bir kaç görevli dışında kimse yok.
Belki bazen uzaktan gelen bir Kur'an sesi duyarsınız.
Bazı önemli günlerde tıklım tıklım da görebilirsiniz camileri.
Cuma günleri
Bayramlar
Onun dışında meşhur bir yer olmadığı sürece gidilmez camiye.
Ne yapılacaksa oturur evde yapılır.
 
İşte burasıda kilise.
Öncelikle boş. Bomboş. Ses yok, seda yok.
Bir kaç görevli dışında kimse yok.
Belki bazen uzaktan gelen bir ilahi sesi duyarsınız.
Bazı önemli günlerde tıklım tıklım da görebilirsiniz kiliseleri.
Pazar günleri
Bayramlar
Onun dışında meşhur bir yer olmadığı sürece gidilmez kiliseye.
ne yapılacaksa oturur evde yapılır.
 
 
 
Bu tablo bizi kahretmeli.
Sahipsiz kalmış bizim evimiz.
Huzuru camileri boş bırakıp dar, küçük, çok eşyalı, çok dünyalı odalarda bulabileceğimize inanıyorsakçok büyük bir yanılgı içerisindeyiz.
Herkes başını dışarı çıkarıp bakmalı.
En fazla 10 dklık bir yürüme mesafesi uzaklığında bir cami göreceğinizden eminim.
En az bir vakit namazı evimizde kılmamız gerekmez mi?
 
not:biri bizi camiye çağırıyor.
 

9 Nisan 2013 Salı

Sokaktan Evimize Girme Vakti Geldi



Burası bir cami, burası Allah'ın evi, burası benim senin bizim evimiz. Her yer bembeyaz, temizliğin simgesi. Beyazının üzerine işlenmiş türlü türlü renkler bereketinin simgesi. Minberinin yemyeşil örtüsü huzurun ve Sevgilinin simgesi. Sadece görkemli, sessiz ve huzurlu. Cennetteki köşklerimizin dünyadaki bir modeli belki de.
Burası bir cami. Kulakların sadece sessizliği işittiği. Sessizliğin içindeki ahengi duyabildiği, Allahuekber nidasını içine soluduğu bir yer.
Burası bir cami.Huzurun saltanatı. İnsanlar dönem dönem kaçmak ister herşeyden herkesten ve kaybolmak isterler. İşte bu kaçış için en uygun yerdir burası. Çünkü kimsenin "Olsa olsa camidedir." sözünü dilinden, fikrinden geçirmediği bir yerdir burası. Hep dışında kaldığımız içine girmeyi fikretmediğimiz belki her gün yanından geçtiğimiz ama yılda sadece bir iki kez uğradığımız bir yer. Evsiz kalmış bir sokak çocuğu gibi onsuz kaldığımızda üşüdüğümüz bir yer.
Burası bir cami. Nefes almak isteyenlerin mekanı. Gözlerini kapatıp yorgun dünyanın telaşesinden kurtulabildiğimiz tek yer. İçimizi dökebildiğimiz, sırtımızı dayayıp acizce boynumuzu eğebildiğimiz "Ben geldim."diyebildiğimiz tek yer.
Burası bir cami. Allah'ın evi, benim senin bizim evimiz.

6 Nisan 2013 Cumartesi

saflık

 
saflık
saf olduğumuza kim karar veriyor?
karşımızdaki insanın vermediği kesin
bizim vermediğimiz kesin
senin vermediğin kesin ki kesin
o kalbin yapımcısı kimse en iyi "O" bilir
en iyi "O" karar verir
o kadar!

4 Nisan 2013 Perşembe

SELAM

siyahtan ve beyazdan başka renk var mı?
nefret ne renk aya?
 
 
yalansız film
kendini adamışlığın filmi
mazlumun gözyaşı akmasın diye canını verebilecek insanların filmi
kendini unutan insanların filmi
etkileyici olan kısmı hiçbir şeyin abartı yada yalan olmaması
her şey gerçek
her şey doğru
defalarca izlenilmesi gereken bir film benim gözümde
inşallah bu sayede insanların belli bir kesime olan bakış açıları değişir
inşallah

bu ne saçmalık!


Diyarbakır'da güzellik yarışması yapılacakmış ve Diyarbakırlılar buna tepki gösterdiğinden iptal edilmiş(çok şükür).
Şu saatte televizyonu açmışım ve karşıma çıkan habere bak!
DİYARBAKIR'DA MAHALLE BASKISI PAZAR GÜNÜ YAPILACAK GÜZELLİK YARIŞMASINI İPTAL ETTİRDİ
Bu haber beni çıldırttı.
Kulaklarımdan ateşler çıktığına emin olabilirsiniz.
Bir meşe odununa bir kızılcık sopasına ihtiyaç duyuyor insan böyle zamanlarda.
Başımın etrafından pataklanmış, pekmezi akmış insanlar topluluğu dönüyor.
Avuçlarımın içi kaşınıyor.
Çok sevdiğim bi arkadaşımın çok meşhur bir sözü vardır
Onu söyleyip susacağım.
Allah bildiği gibi yapsın bunu söyleyenin;/
(evet bu söz böyle değil, bilen bilir)

3 Mart 2013 Pazar

Gerçeğe Bir Başka Bakış

Marcel Proust

Kimdir, nedir, nasıl biridir tam olarak bilmiyorum. Tek bildiğim Freud abiyle benzer özelliklere sahip oldukları ama bunları bir yana atıyorum ve  sanat üzerine söylediği takdir edilesi ve paylaşılası bu sözleri siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istiyorum. Yazıyı üşenmeyip okursanız eğer "Vay be ne güzel söylemiş." diyeceğinizin garantisini de veriyorum. İşte buyrun o sözler:

"Gerçek hayat, nihayet keşfedilip açıklığa kavuşturulan hayat, dolayısıyla dolu dolu yaşanan tek hayat, edebiyattır. Bu hayat, bir anlamda, sanatçıda olduğu kadar her insanın içinde de her an mevcuttur. Ama çoğu insan, onu açıklığa kavuşturmaya uğraşmadığı için görmez. Bu yüzden de, geçmişleri, zihinleri tarafından 'banyo edilmediği' için işe yaramayan sayısız klişeyle dolup taşar. Sanatın açıklığa kavuşturduğu şey yalnız kendi hayatımız değil, başkalarının da hayatıdır, çünkü tıpkı ressam için renk gibi, yazar için de üslup, teknik değil görüş meselesidir. Her birimizin dünyayı görüşündeki nitel farklılığın doğrudan ve bilinçli yöntemlerle mümkün olamayacak şekilde ortaya koyulmasıdır; sanat olmasa, bu farklılıklar ebediyen her birimize sır olarak kalırdı. Ancak sanat aracılığıyla dışarıya açılabilir, bir başkasının, bizimkiyle aynı olmayan bu alemde neler gördüğünü öğrenebiliriz; aksi takdirde bu alemin manzaraları, aydaki görüntüler kadar bilinmez olurdu bizim içi. Sanat sayesinde, bir tek dünya, kendi dünyamızı göreceğimize, çeşitli dünyalar görürüz; özgün sayısı ne kadar çoksa, bize açık olan dünyaların sayısı da o kadar çoktur ve aralarındaki fark, sonsuzlukta dönüp duran dünyalar arasındaki farktan büyüktür; bu dünyalar, adı ister Rembrandt olsun, ister Vermeer, ışıklarının yayıldığı ocak söndükten asırlar sonra da, hala kendilerine has ışınlarını yansıtmaya devam ederler."
(Yakalanan Zaman,203)

UYARI: Bu heyecanla yazılmış yazılarımızı okuyan çok kıymetli okuyucularımız, düşüncelerinizi sizler de yazıya döker yorum yapma lütfunda bulunursanız minnetter kalırız. Aksi halde kendim yazıp kendim okumuş gibi oluyorum ki bu da pek hoş olmuyor insan kendini yalnız hissediyor! :)

23 Şubat 2013 Cumartesi

Bir Hikayenin Yazdırdıkları




"Öyle ki düş kurmakta bile gecikmiştir."

Mavi Yalı-Halid Ziya

Kırk yaşlarına gelmiş bir adam... Deniz çalkantılarıyla,bir teknenin acı acı çalan siren sesiyle geçen bir ömür... Türlü bahanelerle evlenmekten kaçmış, sadece bununla da yetinmeyip tüm hayallerinden hatta hayal kurmaktan bile kaçınmış bir kır saçlı... Ama insan bu ya bir hayal üzere yaratılmış, istese de kaçamaz. Bir kırk yıl sonra da olsa ensesinden tutar ve gözlerini ufuktaki bir güzelliğe diktirir. Bir de bakarsın ruhun uçsuz bucaksız hayaller dünyasında... Dalarsın kendini keşfe. Kendini tanıdıkça bir bir yükselir arzularının sesi. Tek tek sıralarsın hayallerini ve bütün bedenin bir şeye odaklanır: Hayallerine...
Onlar için herşeyi yapmayı göze alırsın; göze alırsın tüm geçmişle, kırk yılla yüzleşmeyi ve açarsın gözlerini...
Karşında tanıdık bir yüz; gözlerinde, gülümsemesinde, sözcüklerinde tanıdık ve gerçekleşmiş bir düşün sevinci... Ve titremeye başlarsın ağzından çıkan her sözcük seni tokatlamaya başlar. "Çok geç, artık çok geç!" derken kalbin bir lav gibi yaka yaka akar içinde. Kırk yıl boşlukta yaşamışlığın hiçliğiyle kaybolursun!
Hayatta kaybolmamak için düşleyin ve bunu hemen yapın.
Bir hikayeden sızan kelamlar vesselam.

Template by:
Free Blog Templates