31 Aralık 2010 Cuma

ağlamak...


ani bir sıçrayış.
ara ara gelen titremeler.
ağlarken dik duramaya dayanamıyor insan
eğiliyor öne doğru

etrafında ne varsa başını yaslıyor ona
ve
bacaklarını karnına çekiyor...

.
.
.
ağlarken büzüşüyor insan
anne karnındaki bebek gibi
öyle saf
öyle narin ...

Reis Bey!




Etmeyin Reis Bey..

Siz ağlayamazsınız..
Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz..
Rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden ..
Buz çölünde yol alıyorsunuz..
Mühürlü kalbinizin açılması dileğiyle...

Necip Fazıl'ın Reis Bey adlı tiyaro eserinden uyarlanmıştır..

21 Aralık 2010 Salı

GÖZ İZİ



İsteseydin eğer, bir kere isteseydin, evet bir kez gerçekten isteseydin olan olurdu...

Sen hiç istemedin ki dostum! İstemek nedir bilmedin ki! Hiç tutulmadın sen! Tutkuların için ölmedin ki! İsteseydin ölürdün, ölseydin olurdun! Sen hiç olmadın ki! Evet, olmadın, çünkü sen hiç ölmedin! Ölecek kadar istemedin, ölümün pahasına istemedin, ölümüne istemedin! İsteseydin ölürdün, ölseydin olurdun, Oysa ne öldün, ne oldun.Çünkü sen istemedin; İsteğini, İstediğini aslında dile bile getirmedin. Öyle ya, bir kere dile getirseydin, olurdun, bir kez adam gibi aklından geçirseydin hemen orda olmuş ve ölmüş idin.

Sen hiç istemedin kidostum! İstemesini bilemedin, istemek nedir bilemedin! Çünkü sen ol deyince olduranı hiç tanımadın!
Dücane Cündioğlu-Göz İzi

18 Aralık 2010 Cumartesi

AŞIK OL!


yan.
yan.
yan.
yanınca hissetmezsin acıyı
yanmak değil yanmamak acı verir sana
yan.
yan.
yan.
görmez olsun gözlerin
işitmez olsun kulakların
hissetmez olasın başkasını
yan.
yan.
yan.
Rabbi'n tattırsın sana o yangını
dol
kabar
taş
fırtınalar kopar
yan.
yan.
yan.
Rabbi'n sana AŞK'ı tattırsın
mecazı tat ki Bakiye ulaşasın
AŞIK OL!
yan
yan ki seni tutup kolundan sıçratalım
yan ki lütfuda kahrıda hoş karşılayasın

AŞIK OL!
genç, yaşlı
kadın, erkek
canlı, cansız farketmez
AŞIK OL!
YAN!
YANMADAN GERÇEK AŞKI BULAMAZSIN...

17 Aralık 2010 Cuma

Bana sevgi göstermiyor!




Bana sevgi göstermiyor!

Bu ananemin sözü.. Az önce hıçkırıklarıyla beraber gözlerinden sözlerinden dökülen acı ..(değişik bi cümle oldu vuhu.d )Evet annem ona sevgi göstermiyormuş.. Benimle dertleşti ananem.. Yaşıma bakmadı, sen anlamazsın demedi. Hatta gözyaşlarını saklamadı , utanmadı.. Diğerleri gibi..

Yaşlıları seviyorum evet.. Diğer bir yazımda da söylediğim gibi onları dinlemeyi de seviyorum…

Hani derler ya yaşlanınca insan çocuk gibi olur.Ananemin davranışları bu söze inanmam için kâfi gelir.. O sanki benim 5-6 yaşlarımdaki mızırdak halim. 10-15 yaşlarındaki ergen halim ve şimdiki halim…

‘’Annen artık bana sevgi göstermiyor, benimle ilgilenmiyor..’’Bunlar benim ağzıma pek aşina sözler..Ne zaman hasta olsam , sınavım kötü geçse, arkadaşlarımla tatsız şeyler yaşasam nazlanmaya , şöyle bi başımın sıvazlanmasına, birinin beni içine sokarak sevmesine ihtiyacım olur ve başlarım annem beni sevmiyor artık demeye.. Bilirim sözlerim canını yakar ve öyle olmadığını göstermek için gelir yanıma sokulur beni de içine sokar. Saçma yöntemim ama ben böyleyim. Bir arkadaşımda bana sen mutsuzluğu , dert çekmeyi , dertlerini seviyorsun demişti. Hey gidim hey bunun konumla bi alakası yok ya neyse..

Annem gelsin ona bi güzel çekişicem ''git annenle ilgilen bak çok üzülüyor.Sen böyle yaparsan bizde sana böyle yaparız belli mi olur..''Annemle bizim bi haraririharariri melodisiyle koşuşumuz var. Eminimki annem o koşuşla annesine koşacak inşallah gelince. Bende öyle koşucam çünkü ilerde..Neyse Annemin pek iyi yönleri de var. Kitaplığımı istediğim kitaplarla doldurmak gibi..Son hediyesi Korkma Ben Varım (Murat Menteş) istiyordum bayadır. Oh artık çantamda bi kaç gün sonra kitaplıkta..

Bazen kendi blogumu açmak istiyorum. Diğer arkadaşlarım gibi yazamam ben öyle şiir miir , güzel anlam dolu yazı mazı.

Olur benimkiler ancak üfürükten müfürükten teyyare , günlüğüme yazar gibi rahat yazıyorum çünkü..

Oda bozar burayı ama ne yapak..

Bir elin 5 parmağı bir mi ?

Uzun zamandır yazmadım , bir şeylerde karalamak istiyordum. İyi ki kapı çaldı, ananem geldi.

Ve az önce aşure getiren teyze seni tanımadığımdan bir şey diyemedim ama içimde kalmasın.

''Sevdim seni bee hem aşurende pek sulu durmuyordu eline sağlık yahu'' hooopp

Neyse kestik

selametle kalın nokta

11 Aralık 2010 Cumartesi

HER YERDE BİLİNMEZLİK VAR!



Nedendir bilinmez,
İnsanlar kendilerini aldatanlara bağlanırlar.
Onca kişi varken zalimlere vurulurlar.
Nedendir bilinmez,
Kendilerini bıçaklayanları hep affederken
Ellerini okşayanları hep tokatlarlar
Ve yine nedendir bilinmez,
Sesi çıkmayanlar hep suçludurlar.

6 Aralık 2010 Pazartesi





06- 07 Aralık Tarihi Hicri Yılbaşı Gününü Tekrardan Bi Hatırlayalım İstedik



Hicri yılbaşı nedir?

Elcevap:
Değerli Kardeşimiz; Hicri takvim, Hz. Muhammed (s.a.v)’in Mekke’den Medine’ye hicret etmesiyle başlamış olmaktadır. Bu tarih, 16 Temmuz 622’dir. Ayın yörüngesi üzerinde dönüşüne dayanılarak düzenlendiği için buna (Hicri Kameri” veya “Sene-i Kameriye” gibi adlar verilmiştir. Hicri takvim, Peygamberimizin vefatından sonra, günlerin hesaplanmasında ortaya çıkan bazı karışıklıklar üzerine düzenlendi. Hicri takvim ayın hilâl şeklinde göründüğü ilk geceyi ay başı olarak kabul eder. Ayın tekrar görünüşüne kadar geçen süreyi bir ay; on iki ay da bir yıl sayılır. Bu takvime göre ayın dünya çevresindeki dönüşü yirmi dokuz buçuk gün olarak kabul edilir. Bu sebeple bir ay 29, bir ay da 30 gün olarak kabul edilir. Böylece miladi takvimde bir yıl 365 gün, Kameri’de de 354 gün olarak hesaplanır. Bu yüzden hicri aylar miladi aylardan her yıl on bir gün önce gelir. Bu durum, hicri ayların mevsimlere denk düşmesine sebep olur. Bu yüzdendir ki, hicri takvimin bir ayı olan Ramazan, bazen kış, bazen de yaz mevsimlerine veya diğer mevsimlere rast gelerek, yılın bütün mevsimlerini, haftalarını, aylarını ve günlerini dolaşır. 36 yıl oruç tutan biri de yılın her ay ve günlerinde oruç tutmuş olur. Hicri takvimde yılbaşı Muharrem ayının 1. günüdür. Muharrem ayını, Safer, Rebiyülevvel, Rebiyülâhır, Cemaziyelevvel, Cemaziyelâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce ayları takip eder.

kaynak : sorularla islamiyet


1 2 3 Tıp Olarak

~
Hicri Yılbaşımız Mübarek Olsun Bu Yıl İslam Alemine Refah , Mutluluk , Huzur Getirsin İnşallah..

18 Kasım 2010 Perşembe

HOŞGÖRÜ... MÜ?



Hoşgörüden bahsetmek istiyorum

Nasıl anlamsızca kullanıldığından

Nasıl zalimce katledildiğinden

Cahil beyinlerce nasıl yanlış yorumlandığından...



Yanıbaşımızdaki kardeşlerimizi bazı hatalarından dolayı uyarmak isteriz.

doğru zamanı ve mekanı bulup tatlı bir dille anlatmak isteriz.

Fırsatı gelincede başlarız. Anlatırız elimizden geldiğince,dilimizin döndüğünce...
Sonra sıra onlara gelir.Nefislerinin verdiği emirle kendilerini savunmaya,

yaptıklarının gerekçelerini anlatmaya başlarlar.

Tabi anlatılanlar kusurlu,eksik, en önemlisi dinimizin şartlarına aykırı.

İşte o anda tam elini masaya vurup;

"Yanlış kardeşim! Dediklerin kitaba ters,emirlere ters,dine ters!" diyecekken,

kalbin de bunu tasdiklerken,

gider kalbimizin ağzını kapatır,manaya inememiş aciz beynimizin sesini sonuna kadar açarız.

"Hoşgörülü ol! Dediklerine sakın karşı gelme,alttan al ki soğuyup uzaklaşmasın! Kendini nefsin emirlerini överek mi savnuyor,
hakiki emirleri kötüleyerek mi iyileştiriyor hasta kalbini.Bırak yapsın üzerine fazla gidip soğutma hoşgörülü ol!"
diye bangır bangır bağıran ahmak beynimizi dinleriz.

Hatalarını göstermeye çalıştığımız kardeşimizin nefsindeki boşlukları doldurup iyice büyüdüğünü ve karanlığa saplanışını izleriz.
(Kim bilir belki bizde onunla beraber saplanırız.)

Hoşgörülü olduğunu sanan sen, hoşgörünün ne demek olduğunu biliyor musun ki!!

Derinlerde olan kalbini dinlemeyip,

nefsin uçurumunda olan aklına kulak verip,yanlışlarlarda olan kardeşine onun yanlış savunmalarını dinleyerek ve tasdik ederek mi yardım edeceksin.

Allah'ın emrine karşı cahilliğinin,karanlıklar içindeki mapusluğunun savunmasını yapmasına izin mi vereceksin.!

O zaman bil ki kardeşinin yüzüne yanlışını vurmayarak,onu ne olursa olsun karanlığın içinden çekip çıkarmayarak hem kendine hem ona en büyük kötülüğü yapmış oluyorsun. Belki de kendi nefsinin çığlıklarını susturamadığın için susuyor bunu da hoşgörü olarak tanımlıyor ahmakça kendini kendini kandırıyorsun...

16 Kasım 2010 Salı


Bir buket güldür kurban... Kurban, yeryüzündeki yerlilere cennetvârî bir
dünya bayramı yaşatabilmenin nasılına semavî bir armağandır...

Bir deri bir kemik kalmış küresel Afrikalıların o soluk benizlerinde
açacak bir tebessüm çiçeği olsun diye...


(Musa Hub -Her Yönüyle Kurban)


13 Ekim 2010 Çarşamba

tokalaşMA!


tokalaşMA!


Daha mı çirkinleşti ellerim ne?
Şu çizgi çizgi olan siyahlıklar, çatlaklar...
Onlar birikmiş günahlar mı?

Bu hafta ne kadar çok insan ile tokalaştım yahu! Dedim kendime.
Ne kadar çok karşı cinsin elini tuttum.
Doğru bir şey yapıyor gibi kendimden emin bir şekilde de aşağı yukarı salladım kolumu.
Ne yapıyorum ben?
Ya siz?
Bana ellerini uzatanlar! Siz ne yapıyorsunuz?
Uzatmasana kardeşim elini.
Hem nezaket gereği önce bayanın el uzatması gerekir.
Bilmez misin?
Ha sen uzatmıyorsun yani?
Uf uzattım lan, bende uzattım var mı?
Var ulan! Ne uzatıyorsun? Bilmiyor musun HARAM. HARAAAAM!
Hani rahatsızdın bu durumdan.
tokalaşMA diyordun.
Madem öyle önce kendime söylüyorum bunları.
tokalaşMA!

Sana elini uzatana sen uzatma elini.

Eğ başını hafifçe önüne sonra kaldır.

Yeter işte daha ne?

http://zahidan.blogcu.com/islamda-kadinlarla-tokalasmak-caiz-midir/3041219

10 Ekim 2010 Pazar

Çakmak, Sigara Hepsi Onun Ellerindeydi. Fakat Yanan Benim Yüreğimdi.



Çakmak, Sigara Hepsi Onun Ellerindeydi.
Fakat Yanan Benim Yüreğimdi.

Onu öyle görünce yandı yüreğim.
Onu ağzıma aldığımda bu kadar kötü göründüğünü bilmiyordum.
Dumanı ağzımdan çıkarken büyümüş hissediyordum kendimi.
Bendim sanki tüm buraların sahibi.
İçime çekiyordum tekrar tekrar
Neden sonra sıkıldım.
Tadı yoktu çünkü.
Attım tuvalete.
Açtık camları, kar yağıyordu.
Hava aldı ev. Koku da gitti.
Sigara maceramda orda bitti.

Bugün küçük kardeşimin kırmızı dudaklarının arasındayken
Nefret ettim sigaradan.
Bu kadar kötü göründüğünü bilmiyordum.
Bu kadar çirkin olduğunu bilmiyordum.

Biran için yanıyorum sandım.
Duman benden çıkıyordu sanki
ve
O çirkin kokunun kaynağı benmişim gibi hissettim.
Belki yanıyordum.
Yanmaya hazırlanıyordum.
Yanacaktım.
Bilmiyorum.
Bildiğim tekşey
Kırmızı dudaklarına o zehir hiç yakışmamış küçüğüm.

27 Eylül 2010 Pazartesi

SİHİRLİ SUYA BASAN KIZ :O

Böyle insan başlığı okuyunca alengirli bir şey sanıyor tabi . Ah bende ne ka isterdim cidden sihirli bir suya bastığımı sonra etraftan simlimsi buharlar çıktığını sonracıma beyaz atlı prens uçurtma şeklinde bir şato (ipi bırakınca uçan falan:D ) hay gidi hay
Ama yok öle bi hikayem işte.
Annem banyoya sihirli su döktüm dedi bilmezsiniz belki ama bizim ailede meşhurdur evlerin baş tacıdır çok temiz yaparmış kendileri değdiği yeri
Pc başında olduğum için haliylen mamalaklaşmıştım ben yine , hı hı hı hıhı dedim .
Ama neye hıladığımı unuttum 2 dakka ya ,
Girdim banyoya ayaklarımda bi ıslaklık dedim noluyo
Sonra işte hatırladım sihirli hemde çok sihirli ayağım altındaki :D
Tamam belki istediğim sihirden değil bu su lakin bi açıdan sevinçliyim ayağım temiz olucak:D belki hiç kokmayacak :D

Bu yazıyı yazarken ne badireler atlattım ben hay gidi hay
Parasını peşin alan mobilyacı işini sallama yapınca iş başa mobilyacının yapmadığını yapmaya çalıştık annemle ve gözüme slikon kaçtı yandı yahu tamam azıcık ama yandı acıdı huh :D
Neyse blogu ne ka boşladık , ekip üyelerine ben hasret blog hasret.
Birinin neti problemli ki inşallah en yakın zamanda hallolur ,
Birinin de ım şey bilmiyorum tam nedenini,
Ve bir de bir de neyse o başka yazıya kaldı:D

Üfürükten teyyare görüşmek üzre ..
bu da benden size .d bir blog sahibinin proflini incelerken rastladım ve çok beğendim ilkkez dinledim sözleri güzel klibide komik :D


MusicPlaylistRingtones
Create a playlist at MixPod.com




18 Eylül 2010 Cumartesi

Şikayetçi Kişilik :|


Belki çok duyuyorsunuz çevrenizden bu mızmızlanmaları , öyle ya da böyle haleti ruhiye böyle.s

Alnımda ki sinir kaslarım kasılıyor midemde birşey tıkırdayarak geziyor kalbim sıkışıyor nasıl bedenim bu olacaklara tepkisiz kalsın ki her sene her yaz tatilinde kendini unutturan kahrolasıca matematik , kafamın bir türlü basmadığı geometri , sıkıcı boğucu coğrafya , peşimizi bırakmayan zihniyetimizi beğenmeyen dil anlatımcı.. Kantinin et sinirleri ağza gelen az pişmiş hamburger köftesi .. İsmailin asık hiç gülmeyen bağıran çağıran yüzü , necmettinin çıkarcı paragöz bakışları, yorucu nöbetcilikler , rehbercinin can sıkıcı saçma metodları daha neler neler okulu özlemem için edebiyat hocamdan başka hiçbir nedenim yok. , şimdi diyor içimdeki ses şimdi tam zamanı dışarı da hayat akıp giderken omuzlarında taşımak zorunda olduğun bu şeyi kim zorunlu kılıyor sen mi yoksa başkaları mı ve cevap belli ben değil o zaman diyor bırak bırak bunları kendin okuyarak araştırarak da öğrenebilirsin bir kuruma bağlı kalmakta neden , ama bunlar içimde sadece fısıltı gerçekleşmeyecek kadar da sessizler.. Onlarda TIP oynamayı sevmişler ..


12 Eylül 2010 Pazar

Döndük Elhamdülillah. .




Şimdi neden yazıyorum bilmiyorum hiç kafamda kabataslak bi yazıda oluşturmadım ama yazıyorum işte başımda çatlıyor oysaki tiner beni mahvetti:D
Döndük elhamdülillah dün sabahın seher vaktini 1-2 saat geçe. Annem kardeşim oh Samsunum canım Samsunum diyerek başımı şişirdiler ammavelakin ben özlememiştim .d içindeki insanları saymazsak.d Güzel geçti korkularımla yüzleşmedim Allaha şükürler olsun. 10 Günü doya doya geçiremesemde yine de eğlendim Eminönünden balık ekmeğimi yedim lakin ayrancıyı bulup ayran içemedim o içime dert hala:D Ama turşu içtim enfesti.d Üsküdarda antikacıları gezdim hiç çıkmak istemedim .d kapalı çarşıyı çok sevdim . İstanbul Üniversitesinin önünde resim çekindim sonra elimi demirlerden içeri sokup dua ettim inşallah orayı kazanırım diye bi arkadaşımla 2 senedir hayalimiz orası .d gerçi 5 arkadaşımla aynı üni.de okuma hayallerimiz var inşallah birinden biri tutar:D.. Sonracıma Bostancıda lunaparka gittim:d Hala kollarım ağrıyor.d vs vs Sonra bir kaç semt daha... Tabi planlarıma göre daha gezmem gereken yerler listesi hala kabarık .d İşte hem Ramazan hem sıcak hava bu kadarcık olabildi. Ama cami ve türbeleri gezmekten içim dışıma çıktı.d Nere gitsen nere dönsen bi cami bi türbe bi tarihi yapı annecimde illede hepsine giricem görücem deyince ve üstüne üstelik annenizin çantası gibi peşinde elinizde makineyle fotoculuk yapıyosanız daha da beter .d ordan bi poz şurdan bi poz aman Allahım hatırlıyorumda parmaklarımın uçları acımıştı.d Sonracıma Bursada da zamanım çok güzel geçti hele de gecem harika:D şimdi bazı pişmanlıklarım var telafi edilemeyecek belkide yeteri kadar gülemedim sıktım kendimi anlamsızdı ama öle işte, sonra yeteri kadar sarılıp öpemedim çiçeklerimi , yeteri kadar sarılarak gözlerine bakarak ağlayamadım .. Ama bişeyin başlangıcı olduysa devamıda gelir elbet diye avutuyorum kendimi..Emirsultan harikaydıı çağırıldık elhamdülillah 2.ci kez ziyaret edip dua edebildik inşallah yine çağırılırız. Sonra bide beni gezilerimde en çok heyecanlandıran kitaplarda okuduğun hayranlık ya da öfke duyduğun padişahların ya da önemli insanların kabirlerini görmek.. Çelebi Mehmet mesela onu farklı severim fetret devrini de okulda hem ben anlatmak için çalışırdım o yüzden.d Yeşil türbe de onunda kabrini gördüm.. O zaman pek önemsemedim ama şimdi düşününce değişik bi duygu. Bi de otobüsten vapurdan trenden öyle bi tiksindimki şu 10 gün içinde.. Uzun bi süre toplu taşıma araçlarına binmek hatta görmek bile istemiyorum. İstanbulda mesafeler birbirine çok uzak sürekli vasıta değiştiriyosun sabah çıkıyoruz evden önce tren Haydarpaşa' da iniyoruz sonra vapur sonra Eminönünü sonra yürü yürü yürü kendime inanamıyorum ama yürümeyi bile artık sevdiğimi söyleyebiliyorum:D beni tanıyanlar çok şaşırıyo:D Masalım henüz bitmedi ama İstanbul ve Bursa gezimin ikinci tablosu cıvıldak renklerle dolu bu sefer.. Ama ne yazık ki dönüşten itibaren oldum girigirimrenk. Okul açılıyor sabahçıyım ne yazık ki, öğleden sonrası benim içim bomboş olucak tabi testleri kitapları ödevleri saymazsak .. yani zaman benim için güneşin batışını gösteriyor ):
Ve işte bukadar vesselam..
bööövv baktımda günlüğüme yazar gibin yazıvermişim.d

ÇİRKİN MATRUŞKA


kaç etti bu?
sayabildin mi?
parmakların yetti mi?
yetmez mi bu kadar?
şimdi yapman gereken ne biliyor musun?
susmak.
sus
sadece sus
uzun bir süre sus
konuştukça yara peydah oluyor
hem kendi gönlünde hem başkalarının gönlünde
bazen kibir yerleşiyor yüreğine biliyorum
işte o zaman başlıyorsun "ya ben" demeye
"ya ben ne olacağım.
ben üzülmedim mi?
ben kırılmadım mı?"
kes artık şu bencil tavırları
ve
sus.
sadece sus.
sevilmeyi haketmiyorsun
ve nedense buna rağmen çok seviliyorsun.
şu masum tavırların yok mu?
hani şu safça olanlar, insancıl, düşünceli, tavırların.
için başka dışın başka kızım senin.
ne olduğun gibisin ne göründüğün gibi.
matruşka
çirkin bir matruşkasın sen.
her defasında farklı biri
daha küçük daha kibirli...

geçmişinize baktığınızda ne görüryosunuz?
size soruyorum?
hey bunu okuyanlar size?
eğer;
size gülümseyen yüzler varsa hatırınıza gelen sahnede
ne mutlu size.
eğer;
sevdiklerinizin sevenlerinizden çok olduğunu görüyorsanız , sevinin.
eğer; geçmiştekileri bugüne taşıdıysanız,
o zaman ki dostlarınız hala yanınızdaysa, öpün koklayın kendinizi.
eğer;
ağlayan gözler görüyorsanız ağlayın.
eğer;
sarfettiğiniz çirkin sözler sarmışsa bulanık görüntüyü,
kalkın ve af dileyin
eğer; kalbi kırılmış bir sürü insan sardıysa bu hayalin etrafını,
korkarım siz iflah olmassınız.
yapmanız gereken tek şey susmak olmalı.
"sus"un sesli sesli
"sus"un haykırır gibi
"sus"un
sadece sus.
Siz, siz çirkin bir matruşkasınız.
tıpkı "ben" gibi, "ben"ler gibi.
ve şimdi
sadece SUS!

11 Eylül 2010 Cumartesi

KARANLIK VE KÖTÜ


Serinlemem gerekmez miydi?
Kötülük bunu gerektirir oysa.
Bense yıkılmak üzereyim
Rabbim ben kimim?
Senin tahtını yıkmaya nasıl cürret edebilirim?


Başkalarının gözyaşları sizi serinletiyorsa
Siz kötüsünüz!
İnsan kalbi ALLAH'an tahtıdır.
Onu kırmaya, yıkmaya cürret edebiliyorsanız,
siz
siz
siz
...
1 2 3 tıp!

31 Ağustos 2010 Salı

Küçük Ölmek İstiyorum





Ah herşey burada kalıyor demek
bu içimizi ısıtan güneş
özenle kurduğumuz evler
aşk için büyüdüğümüz günler
yorgunluklarımız
o aziz acılarımız
savaşlar demek
hepsi burada kalıyor
öyle mi
boşuna yorulduk desene
özgür bir yürek olmaktı en güzeli
Mevlana İdris Zengin




Bu şiir içimi bir hayli karartmış bulunmakta.. Dün yaşadıklarımda üstüne eklenince işte tam bir karartı.. Dün gitmeden görmek iyidir deyip babamın teyzesini görmeye gittim kardeşimle, o bizim büyük teyzemizdi. Çok mutlu oldu bizi görünce, yine her gittiğimde yaptığım gibi onunla oturup hastalıklarını konuştum sorular sordum ,bunu hep yaparım. Çünkü bilirim yaşlılar sıkıntılarını anlatmayı severler , çoğu kişi onları dinlemekten hoşlanmaz ama ben öyle değilim. Onların dinlenilmeye ihtiyacı var bilirim. Ben onu dinledikçe neşelendi yine sonra başka mevzulara girdik çocukluğu vs. sonra eskiden çok güzel yemek yapabildiğinden bahsetti , böreğinin meşhurluğundan.. gülüyordu ve ben mutlu oluyordum o güldükçe (:'Gitmeyin' dedi ' Benimle iftar yapın' bizde 'beklerler gitmeliyiz ' dedik.. Üzüldü anlayabiliyorduk , oysa davetederken gözlerinin içi gülüyordu . Bu hüznü ona yaşatmamalıydık ve kaldık.. O yaşlı çok fazla ayakta kalamayan teyzemiz genç kız gibi şipir şipirdi. Bizi tıka basa yedirdi:D hatta az yedik diye şikayetçi bile oldu .. O mutluydu ve bizde mutlu olmuştuk.. Sonra elini öpüp vedalaştık.. Dünden beri aklımdan çıkmıyor , gençti zamanında güzeldi, mutluydu eşiyle , onu arayıp soran bir ailesi vardı, kardeşleri vardı, evlat hayalleri vardı, anneliği tadacaktı .. Ama nasip olmadı , eşi kardeşleri ona elveda demişti ve çocuğu yoktu. O çok yalnızdı.. Ne zor Aman Allah'ım senelerdir tek başına yaşıyordu.Yine de şükretmeliydi ve ediyorduda evi barkı vardı kimseye muhtaç değildi.. Doktora gitmeye tedavi olmaya imkanları vardı.. Onu çok seviyorum çünkü o babannemin yarısı... Kendimi düşündüm sonra napardım böyle olsaydım yaşlanınca. Daha 1 hafta ayrılığa dayanamıyorum iyi kötü alıştığım her insandan.. Küçük Ölmek İstiyorum .. dediğimde herkes aptal aptal bakardı yüzüme , öğretmenlerim psikolojik sorunlarım var sanardı kompozisyonlarda da bunu yazdığım için. Evet ben hala küçük ölmek istiyorum belki 20yi görmeden belki 30 olmadan, ama ben küçük ölmek istiyorum yalnızlığı tatmadan , duvarlarla konuşmadan, ne kadar yiyeceğime doktorlar karışmadan, ilaç kullanmak zorunda kalmadan, ve en önemlisi annemin yanımda olduğunu bilerek.. Belki şiirle bağdaşmasada yazım bana bunları anımsattı işte.. Herneyse bitti vesselam..


30 Ağustos 2010 Pazartesi

Bir İstanbul Masalı ..


Bir İstanbul Masalı . . .

Benim belkide hiç bitmesini istemediğim bir gezi masalım hatıralarıma yazılmak üzere başlıyor nasipse . Bu masalın alt yapısı çocukluktan başlamıştı ; küçüklüğümden beri kitap okumayı çok severim her kitap yeni bir dünyadır çünkü . Okuduğum kitapların çoğu İstanbul da geçerdi. Yazarlar İstanbulun o güzel semtlerini betimledikçe gözümde canlandırmaya çalışır sonra yo hayır bundan daha da güzeldir orası diye vazgeçerdim . Sonra böylelikle İstanbul içimde hem bir ukte hem bir aşk olarak yaşamaya başladı. Her tatil bir umuttu benim için. Sonra bir tatil inandırıldım bir akrabam tarafından gitmeye ama sadece inanmakla ve hıçkırıklarla kaldım. Bu yaşımdan çok küçüktüm çabuk kanabilirdim herşeye ve ailem bunu bildiğinden küçük gözyaşlarıma dayanamayıp bir sabah başucumda güzelim bisikletle günaydın demişlerdi bana. Sonra büyüdüm büyüdüm içimdeki ukte ve aşkta büyüdü . Geçen sene mayısında buluştum İstanbulla sadece 1gün ama olsun.. O zaman ki duygularımı kelimelere dökemiyorum ama şöyle diyeyim hani iki sevgili çok uzun süre ayrı kalıp tam ümidi kesmişken birbirlerinden buluşurlar ya ışte bizim buluşmamızda öyleydi benim için. Ve birde İstanbulu bu kadar sevmem de tarihin çok büyük etkisi var peygamberimizin hadisi şerifi bunlardan bir tanesi. . . Şimdi İstanbul için yazılmış şiirleri çok seviyorum ve İstanbul aşığı şairleri . . . Rabbim nasip etti yeni bir buluşma daha ömrümüz yeterse yarın çıkıyoruz yola çarşmba günü kavuşacağım inşallah . .He bide Bursa ya inşallah . Zaten Bursa ve İstanbul benim gözümde ikiz kardeş :) istanbulun kendine Bursanın içindeki 2 dostuma sevdalıyım (: İlkkez bayramımı da memleketimin çok uzağında geçiricem ama eminim İstanbul'un bayram havası da bir başkadır (: Erkek olsam bayram namazına Fatihe gitmeyi çok isterdim .. Ve birde siz okuyanlar ve İstanbullu olanlar yahut İstanbula gitmiş olanlar önerilerinizi almak isterim :) var mı ? ' İstanbula gittim de şunu şunu yapmadım deme ' diyebileceğiniz şeyler , mesela bir dostum Eminönünden ayran içmemi önerdi . :D görülcek yer ,yiyecek , müze vs vs olabilir. Öneride bulunursanız çok mutlu olurum .. Bayramdan Sonra Görüşmek Üzere Şimdiden Hayırlı Bayramlar (: .. Image and video hosting by TinyPic


,,,,,,,,,,,,,,,,,,

29 Ağustos 2010 Pazar

AŞK VAR! HEP VAR!



Aşk yok artık! Diyen binlerce ses…

Aşkın geçmişte kaldığını, dizilerde, filmlerde, hayallerde olduğunu iddia eden binlerce yürek…


Bu düşünce öylesine sarmış ki insanları ümitsizliğin bataklığında dibe doğru çekilip batmaktalar. Daha aşkın ne olduğunu bilmeyenler ağızlarımıza sakız edip, duyulduğunda usanç veren bir söz olarak yalnızlığa ittiler. ( İnsanoğlu böyle işte daha bunun gibi nice derinine inemediği sözleri katletti!)


Kendi acizliğinin farkına varamayan insanlarda onun olmadığını sanıp fakirliğin dibine vurdular.


Hâlbuki aşk her yerde…


Kâinatın her bir zerresinde;


Kuru toprakta, rengârenk çiçekte, gökyüzünde, ince ince süzülen yaşlarda, derinden çekilen her nefeste AŞKın en güzel parçaları vardır. Hatta şu seyyar Dünya’nın dönüşünde bile aciz akılların anlayamayacağı güzellikte derin bir AŞK vardır.


Ancak kalpleri kör, sağır, dilsiz insanlar bunu anlayamaz. Bu güzelliği bir saniyede gördüğü iki saatte tanıyıp üçüncü günde sıkıldığı boş işlerde yaşamak ister. Yaşayamayınca da yok der. Ne AŞKı yaşayabileceği bir insan vardır onlar için ne de AŞK.


Acaba bu kör, sağır kalpli aciz dönüp kendine hiç bakmış mı? Kendini hiç kalp süzgecinden geçirmiş mi? Acaba ben böylesine güzel bir şeye layık mıyım? diye sormuş mu kendine? ( a pardon sağır ve kördü değil mi?)


Aşk; yalancı, kalpleri kırıp toplamayan, iki günlük yaşayan, doyumsuz, helalden uzak insanların asla tadamayacağı bir lezzet, asla ulaşamayacakları bir mertebedir. Siz neyseniz karşınızdaki de size eşdeğerdir!

28 Ağustos 2010 Cumartesi

MASKELİ BALO


Halim “Maskeli Balo” şu günlerde. Hayatım boyunca karşıma hep güzel dostlar çıktı. Ben ne kadar onları bırakmaya çalışsam da onlar beni bırakmadı. Bu, bu farklı oldu. İlk oldu. Ders oldu. Unutmayacağım.
MASKELİ BALO
Nesine göre ki kıymetin değeri, yüreğin çömelir eğilir boynun, değeri biçilir kenara atılır, kıymetin de çıkarı varsa çıkarı yerinde dilenir, her duada tanrı bin azarladı ve bendim her nazarda pay kapandım zarlarım düşeşti, eşti madem bu matem bedendi tanrı her dem, bu deprem çökertti onca yonca bunca yıkıcı darbe harbe motive etti gözümün önüne serdi derdi ferdi çıkarın alevi sardı vardı her temelde tek emel. Yalancı dostu aldı karayel ardına ve herkes maske takmış, suratı sarkmış, yüzünü asmış, kaç kurtul balonun kahramanı şeytan, bulamacın içindeki tüm rhymelar isyanda. Ve değerin değeri kalmamış ve her yarışta çıkarın adımı önde, adımı koyarım, adımı saklarım derinde. Adımız hangi kelime, anamız nerede hangi cehennemde yanıyor? Yanımız hep mi boştu? Kanımız kardeş de oldu neyse. Yanıma aldım kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalıkta görünen herkesin adı yabancı, herkes kendi maskesiyle dolaşır oldu yanı başımda, tanımaz oldum yüzleri ve keşkeklerle avunur oldum. Düşlerimde gördüğüm yüzüm benim mi düşünür oldum, onca maske gözümün içine bakıyor sorgularcasına ve burası hep yabancı, hep yalancı doldu, çıkmak istiyorum artık dışarı, bırakın gideyim kendimi alıp. Yaradan beni dünya arenasına soktuğunda tektim, her nefesi soluduğumda hep Yektim bu ücralarda ben beni mi kaybettim ve düşman kelimesinin anlamını arkadaş sıfatını taşıyanlardan öğrendim. İnsan, insanlığın hocası durumunda eli maşalı. Her gün başka derslerde karşımda bambaşka bir hoca ve de her sınavda farklı notlar almanın psikolojisine adım attığımda sanırım ilkokuldaydım, yani çocuktum, yola çıkmış yeni yolcuydum, ben bu yolda çok mola verdim, muhabbete daldım, yolumu uzattım. Çok sima
tanıdım, ima aldım yüzleri aklıma kazıdım, adı anıldığında işte dostum dedim, adım
anıldığında tanımam dedi taktı maskesini yüzünü çevirdi ve sildi kalıcı tüm izleri, geri getiremediği zaman eskide kalan anı defterimi, her sayfada düştü maskesi. Şimdilerde gözümün içine bakan herkes çıkar peşinde takma ifadeler ardına gizlenmiş tüm fesatlar, hesaplar egoist sevgilerinde saklı rüyalarının sayılarını maskelerinde gizlenmiş tüm yüz
hatları. Bir zaman selamladı bu adamı ve bu adam unutmadı. Yanıma aldım kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalıkta görünen herkesin adı yabancı, herkes kendi maskesiyle dolaşır oldu yanı başımda, tanımaz oldum yüzleri ve keşkeklerle avunur oldum. Düşlerimde gördüğüm yüzüm benim mi? düşünür oldum, onca maske gözümün içine bakıyor sorgularcasına ve burası hep yabancı, hep yalancı doldu, çıkmak istiyorum artık dışarı, bırakın gideyim kendimi alıp.

SELAMETLE.

27 Ağustos 2010 Cuma

BURSA'DA RAMAZAN AYININ YILLARA DAĞILIMI



Sene 2003 Bursa
Aylardan Ramazan.
Küçük hanımefendi çarşıda annesiyle dolaşmaktadır. Bir süre gezdikten sonra yorulur ve karnı acıkır.
Hem öğle vakti de geldiğinden çocuk orucunun iftarını yapması gerekmektedir.
Annesiyle uzun süre atıştırabileceği bir şeyler arar. Lakin bulamazlar. Gittikleri her yer de iftardan sonra yemek çıkacağı cevabını alırlar. Ve küçük hanım bayat puaça yer. Bundan çocuk aklıyla rahatsızlık duyar.
Sene 2007 Bursa.
Aylardan Ramazan
Küçük hanım artık lisededir. Kantin okulun en alt katındadır. Ramazan dolayısıyla yukarıya, sınıflara yemek çıkarmak yasaktır. Hanımefendi spor odasına giderken kantinin önünden geçer ve oruç tutmayan insanları fark edince tabiri caiz ise böğrüne öküz oturmuş gibi hisseder, nefes almakta güçlük çeker. Ve uzun bir süre bu “şok” u atlatamaz.
Sene 2010 Bursa
Aylardan Ramazan
Hanımefendi artık lise sona geçmiştir ve okula başlamadan dershaneye başlamıştır. Bir gün dershaneden çıkıp metroya doğru yürürken etrafında olan bitenleri izlemeye koyulur. Hiçbir cafenin kapanmadığını ve hatta krizden sonraki en bereketli günlerini yaşadıklarına şahit olur. Bir bayan sigarasını tüttürmekte, bir ayakkabı boyacısı buz gibi suyunu etrafa döke saça içmekte, 2 genç erkek çaylarını yudumlamakta, bir genç adam da limonatasını sabırsızlıkla beklemektedir.
Hanımefendi “ Hay ALLAH sizin belanızı…” demek yerine başını öne eğer utancıdan.
“Allah’ım sen şu insanlara orucun leziz tadından tattır.
O güzel oruçla aç kalmanın nasıl doyurucu olduğunu göster.
Aslında, aslında Sen’in rızan için aç kalmanın ne denli tatlı bir lokma olduğunu fark etmelerini sağla!
AMİN!”
Derken başı eğik yoluna devam eder.

22 Ağustos 2010 Pazar

3 GÜNLÜK



(Genç Kız ile Ben arasında geçen diyalog)

Genç Kız: Oysa yeni tanışmıştık ve yeni başlamıştı birlikteliğimiz. Nasıl oldu da bıraktı beni nasıl?
Ben: 3 günlük aşktan ne bekliyordun ki?
Genç Kız: Evet ilişkimizin 3. günüydü ama ama 3 günlük bir sevgi değildi bizimkisi.
onu ölene kadar, dünyadan göçüp gidene kadar sevecektim.
Ben: Bende onu diyorum ya;
3 günlük aşk
3 günlük dünya
en fazla ölene kadar sevebilirsin işte
en fazla 3 gün.
kaldır parmaklarını teker teker,
1-2-3
ne kadar kısa olduğuna bir bak,
1-2-3
3 günlük ömründe 3 günlük dünyadan nasıl uzun bir aşk bekleyebilirsin ki?
Aşkı dünyadan beklersen nasıl mutlu olabilirsin ki?
Tekrar say,
1 2 3 tıp
1 2 3 hık
1 2 3 zırt
işte senin hayatın bu
1 2 3 dııııııııııııııııııııt!

19 Ağustos 2010 Perşembe

Uhud anılırken dişlerime sızı düşmeliydi..


Dursun Ali Erzincanlı - Ben Böyle Olmamalıydım
Yükleyen karamursel38. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!




Seni mahşere kadar saklamıydım.
Ve mahşer günü…
Uzaktan seni seyretsem.
Sana yakın olmak için can atsam.
Beni engelleseler,
Sen kim yakınlık kim? deseler.
Ben ağlamaktan konuşamasam.
Gözlerini çevirsen bana.
Benim cennetim bana bakan gözlerindir.
Ve tebessüm etsen.
Ama bunu kimse görmese,
Seni ebede kadar saklasam...
...


Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses Selvi boylu yâr sen olmalıydın...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Yasak Bölge 9

Yasak bölge 9
Bir uzaylı filmi :D
Bunu duyunca eminim sizde ürktünüz bizim gibi
ALLAH bilir ne kadar saçma birşeydir dediniz. Nerden mi biliyoruz
Çünkü bizde dedik.
Hatta başta dedik ki olmaz bu kadar saçmalık . Sonrasında fikrimiz değişti tabi. Bu filmi farklı kılan alışılmış uzaylı filmlerinden çok farklı olması. Uzaylılar dünyayı işgal etmiyor artık , gemileri bozulduğundan dünyada takılı kalıyorlar. Ve insanlar kendilerinden farklı her canlıya yaptıkları gibi uzaylıları da hor görüyorlar. Sonrasında hem uzaylıların hem onları kullanan insanların hemde kimyasal bir madde yüzünden uzaylıya dönüşmeye başlayan asıl kahramanın hikayesini izleyeceksiniz.
Bizim takdir ettiğimiz kısım ise
Alışılmışın dışında bir film olması.
Açıkçası kırk yıl düşünsek uzaylıların karidese benzetileceği aklımıza gelmezdi.
Film boyunca esas adamın kayınpederine büyük bir nefret besledik 1 2 3 tıp ekibi olarak :D . Hain. herif. Karısına da deli olduk.
Anlayacağınız filmi çok beğendik.
Hatta hanımefendi en sevdiği filmler listesine bu filmi ekledi bile :D
Temennimiz ise bu filmin 2. sinin çıkması,
Ve onu sinemada izlemek.
(daha eğlenceli olur yahu :D)
hatta uçurtma avcısı senaryoyu yazdı bile :D
O küçük uzaylı büyüyecek ve yahuşuklu bir uzaylı olarak uzay arabasıyla esas adamı kurtarmaya gelecek. Adamımız insan olarak evine dönmek isteyecek. Ama o hain kayınpederi karısını evlendirmek üzeredir. Adamcağız karısını geri alabilmek için uğraşır. sonra o yahuşuklu uzaylı dünyadan birine aşık olur, insan olmaya çalışır. ışte senaryo bu :D gülmeyin uleyn
uçurtma avcısı da böyle istiyor işte. Napalım yani :D
Film hakkında bilgiye alttaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.sinemalar.com/yazi/941/Ya...ZLER-DUSMANIZ/


Fragmanı izlemek için;

http://www.vidivodo.com/319902/yasak...sinema-fragman

12 Ağustos 2010 Perşembe

1 2 3 TIP!

Sayın ziyaretçiler sevgili izleyiciler; yeni ve muazzam bir blog açılışında sizlerle beraber olmaktan büyük sevinç duyuyoruz. Hepiniz hoş geldiniz!(alkıışşş) Bu bloğa uzun çalışmalar sonucu ulaştık(çok şükür) Uzun bekleyişler, kısa buluşmalar sonucu artık ilk yazımızı sizlere sunuyoruz. 3 katre gibi birike birike birlikte deniz olup taşmayı umuyoruz yazılarımızda. 3 kişiden tek bir kalp yapıp atmayı istiyoruz.
Peki, bu blog nasıl bir blog :
Aramam motorlarında bulduğun bulabileceğin en egzantirik en dost canlısı blog,
Bırak üçüncüyü 4.ye bile b.k düşmeyen hatta al kardeşim mikrofon sende denilen bir yer,
 

1 2 3
tıp deyip
saygısızlığın
edepsizliğin susturulduğu ve hadi konuşun duygular sıra sizde
denilen adres.

Bu blog;
 Kimsenin korna çalmadığı bir cadde,
Kimsenin donla girmediği bir deniz,
Kimsenin işemediği bir havuz,
Parmak kaldırmadan konuşulan bir sınıf…

Mesafelerin hesaba katılmadığı bir mekân burası,
Bilgisayarınızın merkezi!
Hatta ve hatta Nasrettin Hoca’ya "dünyanın merkezi neresi?" diye sorulduğunda gösterdiği yer bu blogtur kardeşlerim:D:D
 Her ne ise bu kadar açıklama yeterli:D
Bizi izlemeye devam edin! (izleyeceğinizi umuyoruz kalbimize doğdu:)) Biliyoruz bu yazıda uzadı tamam susuyoruz 1.2.3. tıp’ta kalın. Diğer yazılarımızda görüşmek dileğiyle.
Not: Bu bir ortak emek ve ortak hayaller blogudur.
Ayrıca gizlilik esastır.

Template by:
Free Blog Templates