31 Ağustos 2010 Salı

Küçük Ölmek İstiyorum





Ah herşey burada kalıyor demek
bu içimizi ısıtan güneş
özenle kurduğumuz evler
aşk için büyüdüğümüz günler
yorgunluklarımız
o aziz acılarımız
savaşlar demek
hepsi burada kalıyor
öyle mi
boşuna yorulduk desene
özgür bir yürek olmaktı en güzeli
Mevlana İdris Zengin




Bu şiir içimi bir hayli karartmış bulunmakta.. Dün yaşadıklarımda üstüne eklenince işte tam bir karartı.. Dün gitmeden görmek iyidir deyip babamın teyzesini görmeye gittim kardeşimle, o bizim büyük teyzemizdi. Çok mutlu oldu bizi görünce, yine her gittiğimde yaptığım gibi onunla oturup hastalıklarını konuştum sorular sordum ,bunu hep yaparım. Çünkü bilirim yaşlılar sıkıntılarını anlatmayı severler , çoğu kişi onları dinlemekten hoşlanmaz ama ben öyle değilim. Onların dinlenilmeye ihtiyacı var bilirim. Ben onu dinledikçe neşelendi yine sonra başka mevzulara girdik çocukluğu vs. sonra eskiden çok güzel yemek yapabildiğinden bahsetti , böreğinin meşhurluğundan.. gülüyordu ve ben mutlu oluyordum o güldükçe (:'Gitmeyin' dedi ' Benimle iftar yapın' bizde 'beklerler gitmeliyiz ' dedik.. Üzüldü anlayabiliyorduk , oysa davetederken gözlerinin içi gülüyordu . Bu hüznü ona yaşatmamalıydık ve kaldık.. O yaşlı çok fazla ayakta kalamayan teyzemiz genç kız gibi şipir şipirdi. Bizi tıka basa yedirdi:D hatta az yedik diye şikayetçi bile oldu .. O mutluydu ve bizde mutlu olmuştuk.. Sonra elini öpüp vedalaştık.. Dünden beri aklımdan çıkmıyor , gençti zamanında güzeldi, mutluydu eşiyle , onu arayıp soran bir ailesi vardı, kardeşleri vardı, evlat hayalleri vardı, anneliği tadacaktı .. Ama nasip olmadı , eşi kardeşleri ona elveda demişti ve çocuğu yoktu. O çok yalnızdı.. Ne zor Aman Allah'ım senelerdir tek başına yaşıyordu.Yine de şükretmeliydi ve ediyorduda evi barkı vardı kimseye muhtaç değildi.. Doktora gitmeye tedavi olmaya imkanları vardı.. Onu çok seviyorum çünkü o babannemin yarısı... Kendimi düşündüm sonra napardım böyle olsaydım yaşlanınca. Daha 1 hafta ayrılığa dayanamıyorum iyi kötü alıştığım her insandan.. Küçük Ölmek İstiyorum .. dediğimde herkes aptal aptal bakardı yüzüme , öğretmenlerim psikolojik sorunlarım var sanardı kompozisyonlarda da bunu yazdığım için. Evet ben hala küçük ölmek istiyorum belki 20yi görmeden belki 30 olmadan, ama ben küçük ölmek istiyorum yalnızlığı tatmadan , duvarlarla konuşmadan, ne kadar yiyeceğime doktorlar karışmadan, ilaç kullanmak zorunda kalmadan, ve en önemlisi annemin yanımda olduğunu bilerek.. Belki şiirle bağdaşmasada yazım bana bunları anımsattı işte.. Herneyse bitti vesselam..


30 Ağustos 2010 Pazartesi

Bir İstanbul Masalı ..


Bir İstanbul Masalı . . .

Benim belkide hiç bitmesini istemediğim bir gezi masalım hatıralarıma yazılmak üzere başlıyor nasipse . Bu masalın alt yapısı çocukluktan başlamıştı ; küçüklüğümden beri kitap okumayı çok severim her kitap yeni bir dünyadır çünkü . Okuduğum kitapların çoğu İstanbul da geçerdi. Yazarlar İstanbulun o güzel semtlerini betimledikçe gözümde canlandırmaya çalışır sonra yo hayır bundan daha da güzeldir orası diye vazgeçerdim . Sonra böylelikle İstanbul içimde hem bir ukte hem bir aşk olarak yaşamaya başladı. Her tatil bir umuttu benim için. Sonra bir tatil inandırıldım bir akrabam tarafından gitmeye ama sadece inanmakla ve hıçkırıklarla kaldım. Bu yaşımdan çok küçüktüm çabuk kanabilirdim herşeye ve ailem bunu bildiğinden küçük gözyaşlarıma dayanamayıp bir sabah başucumda güzelim bisikletle günaydın demişlerdi bana. Sonra büyüdüm büyüdüm içimdeki ukte ve aşkta büyüdü . Geçen sene mayısında buluştum İstanbulla sadece 1gün ama olsun.. O zaman ki duygularımı kelimelere dökemiyorum ama şöyle diyeyim hani iki sevgili çok uzun süre ayrı kalıp tam ümidi kesmişken birbirlerinden buluşurlar ya ışte bizim buluşmamızda öyleydi benim için. Ve birde İstanbulu bu kadar sevmem de tarihin çok büyük etkisi var peygamberimizin hadisi şerifi bunlardan bir tanesi. . . Şimdi İstanbul için yazılmış şiirleri çok seviyorum ve İstanbul aşığı şairleri . . . Rabbim nasip etti yeni bir buluşma daha ömrümüz yeterse yarın çıkıyoruz yola çarşmba günü kavuşacağım inşallah . .He bide Bursa ya inşallah . Zaten Bursa ve İstanbul benim gözümde ikiz kardeş :) istanbulun kendine Bursanın içindeki 2 dostuma sevdalıyım (: İlkkez bayramımı da memleketimin çok uzağında geçiricem ama eminim İstanbul'un bayram havası da bir başkadır (: Erkek olsam bayram namazına Fatihe gitmeyi çok isterdim .. Ve birde siz okuyanlar ve İstanbullu olanlar yahut İstanbula gitmiş olanlar önerilerinizi almak isterim :) var mı ? ' İstanbula gittim de şunu şunu yapmadım deme ' diyebileceğiniz şeyler , mesela bir dostum Eminönünden ayran içmemi önerdi . :D görülcek yer ,yiyecek , müze vs vs olabilir. Öneride bulunursanız çok mutlu olurum .. Bayramdan Sonra Görüşmek Üzere Şimdiden Hayırlı Bayramlar (: .. Image and video hosting by TinyPic


,,,,,,,,,,,,,,,,,,

29 Ağustos 2010 Pazar

AŞK VAR! HEP VAR!



Aşk yok artık! Diyen binlerce ses…

Aşkın geçmişte kaldığını, dizilerde, filmlerde, hayallerde olduğunu iddia eden binlerce yürek…


Bu düşünce öylesine sarmış ki insanları ümitsizliğin bataklığında dibe doğru çekilip batmaktalar. Daha aşkın ne olduğunu bilmeyenler ağızlarımıza sakız edip, duyulduğunda usanç veren bir söz olarak yalnızlığa ittiler. ( İnsanoğlu böyle işte daha bunun gibi nice derinine inemediği sözleri katletti!)


Kendi acizliğinin farkına varamayan insanlarda onun olmadığını sanıp fakirliğin dibine vurdular.


Hâlbuki aşk her yerde…


Kâinatın her bir zerresinde;


Kuru toprakta, rengârenk çiçekte, gökyüzünde, ince ince süzülen yaşlarda, derinden çekilen her nefeste AŞKın en güzel parçaları vardır. Hatta şu seyyar Dünya’nın dönüşünde bile aciz akılların anlayamayacağı güzellikte derin bir AŞK vardır.


Ancak kalpleri kör, sağır, dilsiz insanlar bunu anlayamaz. Bu güzelliği bir saniyede gördüğü iki saatte tanıyıp üçüncü günde sıkıldığı boş işlerde yaşamak ister. Yaşayamayınca da yok der. Ne AŞKı yaşayabileceği bir insan vardır onlar için ne de AŞK.


Acaba bu kör, sağır kalpli aciz dönüp kendine hiç bakmış mı? Kendini hiç kalp süzgecinden geçirmiş mi? Acaba ben böylesine güzel bir şeye layık mıyım? diye sormuş mu kendine? ( a pardon sağır ve kördü değil mi?)


Aşk; yalancı, kalpleri kırıp toplamayan, iki günlük yaşayan, doyumsuz, helalden uzak insanların asla tadamayacağı bir lezzet, asla ulaşamayacakları bir mertebedir. Siz neyseniz karşınızdaki de size eşdeğerdir!

28 Ağustos 2010 Cumartesi

MASKELİ BALO


Halim “Maskeli Balo” şu günlerde. Hayatım boyunca karşıma hep güzel dostlar çıktı. Ben ne kadar onları bırakmaya çalışsam da onlar beni bırakmadı. Bu, bu farklı oldu. İlk oldu. Ders oldu. Unutmayacağım.
MASKELİ BALO
Nesine göre ki kıymetin değeri, yüreğin çömelir eğilir boynun, değeri biçilir kenara atılır, kıymetin de çıkarı varsa çıkarı yerinde dilenir, her duada tanrı bin azarladı ve bendim her nazarda pay kapandım zarlarım düşeşti, eşti madem bu matem bedendi tanrı her dem, bu deprem çökertti onca yonca bunca yıkıcı darbe harbe motive etti gözümün önüne serdi derdi ferdi çıkarın alevi sardı vardı her temelde tek emel. Yalancı dostu aldı karayel ardına ve herkes maske takmış, suratı sarkmış, yüzünü asmış, kaç kurtul balonun kahramanı şeytan, bulamacın içindeki tüm rhymelar isyanda. Ve değerin değeri kalmamış ve her yarışta çıkarın adımı önde, adımı koyarım, adımı saklarım derinde. Adımız hangi kelime, anamız nerede hangi cehennemde yanıyor? Yanımız hep mi boştu? Kanımız kardeş de oldu neyse. Yanıma aldım kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalıkta görünen herkesin adı yabancı, herkes kendi maskesiyle dolaşır oldu yanı başımda, tanımaz oldum yüzleri ve keşkeklerle avunur oldum. Düşlerimde gördüğüm yüzüm benim mi düşünür oldum, onca maske gözümün içine bakıyor sorgularcasına ve burası hep yabancı, hep yalancı doldu, çıkmak istiyorum artık dışarı, bırakın gideyim kendimi alıp. Yaradan beni dünya arenasına soktuğunda tektim, her nefesi soluduğumda hep Yektim bu ücralarda ben beni mi kaybettim ve düşman kelimesinin anlamını arkadaş sıfatını taşıyanlardan öğrendim. İnsan, insanlığın hocası durumunda eli maşalı. Her gün başka derslerde karşımda bambaşka bir hoca ve de her sınavda farklı notlar almanın psikolojisine adım attığımda sanırım ilkokuldaydım, yani çocuktum, yola çıkmış yeni yolcuydum, ben bu yolda çok mola verdim, muhabbete daldım, yolumu uzattım. Çok sima
tanıdım, ima aldım yüzleri aklıma kazıdım, adı anıldığında işte dostum dedim, adım
anıldığında tanımam dedi taktı maskesini yüzünü çevirdi ve sildi kalıcı tüm izleri, geri getiremediği zaman eskide kalan anı defterimi, her sayfada düştü maskesi. Şimdilerde gözümün içine bakan herkes çıkar peşinde takma ifadeler ardına gizlenmiş tüm fesatlar, hesaplar egoist sevgilerinde saklı rüyalarının sayılarını maskelerinde gizlenmiş tüm yüz
hatları. Bir zaman selamladı bu adamı ve bu adam unutmadı. Yanıma aldım kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalıkta görünen herkesin adı yabancı, herkes kendi maskesiyle dolaşır oldu yanı başımda, tanımaz oldum yüzleri ve keşkeklerle avunur oldum. Düşlerimde gördüğüm yüzüm benim mi? düşünür oldum, onca maske gözümün içine bakıyor sorgularcasına ve burası hep yabancı, hep yalancı doldu, çıkmak istiyorum artık dışarı, bırakın gideyim kendimi alıp.

SELAMETLE.

27 Ağustos 2010 Cuma

BURSA'DA RAMAZAN AYININ YILLARA DAĞILIMI



Sene 2003 Bursa
Aylardan Ramazan.
Küçük hanımefendi çarşıda annesiyle dolaşmaktadır. Bir süre gezdikten sonra yorulur ve karnı acıkır.
Hem öğle vakti de geldiğinden çocuk orucunun iftarını yapması gerekmektedir.
Annesiyle uzun süre atıştırabileceği bir şeyler arar. Lakin bulamazlar. Gittikleri her yer de iftardan sonra yemek çıkacağı cevabını alırlar. Ve küçük hanım bayat puaça yer. Bundan çocuk aklıyla rahatsızlık duyar.
Sene 2007 Bursa.
Aylardan Ramazan
Küçük hanım artık lisededir. Kantin okulun en alt katındadır. Ramazan dolayısıyla yukarıya, sınıflara yemek çıkarmak yasaktır. Hanımefendi spor odasına giderken kantinin önünden geçer ve oruç tutmayan insanları fark edince tabiri caiz ise böğrüne öküz oturmuş gibi hisseder, nefes almakta güçlük çeker. Ve uzun bir süre bu “şok” u atlatamaz.
Sene 2010 Bursa
Aylardan Ramazan
Hanımefendi artık lise sona geçmiştir ve okula başlamadan dershaneye başlamıştır. Bir gün dershaneden çıkıp metroya doğru yürürken etrafında olan bitenleri izlemeye koyulur. Hiçbir cafenin kapanmadığını ve hatta krizden sonraki en bereketli günlerini yaşadıklarına şahit olur. Bir bayan sigarasını tüttürmekte, bir ayakkabı boyacısı buz gibi suyunu etrafa döke saça içmekte, 2 genç erkek çaylarını yudumlamakta, bir genç adam da limonatasını sabırsızlıkla beklemektedir.
Hanımefendi “ Hay ALLAH sizin belanızı…” demek yerine başını öne eğer utancıdan.
“Allah’ım sen şu insanlara orucun leziz tadından tattır.
O güzel oruçla aç kalmanın nasıl doyurucu olduğunu göster.
Aslında, aslında Sen’in rızan için aç kalmanın ne denli tatlı bir lokma olduğunu fark etmelerini sağla!
AMİN!”
Derken başı eğik yoluna devam eder.

22 Ağustos 2010 Pazar

3 GÜNLÜK



(Genç Kız ile Ben arasında geçen diyalog)

Genç Kız: Oysa yeni tanışmıştık ve yeni başlamıştı birlikteliğimiz. Nasıl oldu da bıraktı beni nasıl?
Ben: 3 günlük aşktan ne bekliyordun ki?
Genç Kız: Evet ilişkimizin 3. günüydü ama ama 3 günlük bir sevgi değildi bizimkisi.
onu ölene kadar, dünyadan göçüp gidene kadar sevecektim.
Ben: Bende onu diyorum ya;
3 günlük aşk
3 günlük dünya
en fazla ölene kadar sevebilirsin işte
en fazla 3 gün.
kaldır parmaklarını teker teker,
1-2-3
ne kadar kısa olduğuna bir bak,
1-2-3
3 günlük ömründe 3 günlük dünyadan nasıl uzun bir aşk bekleyebilirsin ki?
Aşkı dünyadan beklersen nasıl mutlu olabilirsin ki?
Tekrar say,
1 2 3 tıp
1 2 3 hık
1 2 3 zırt
işte senin hayatın bu
1 2 3 dııııııııııııııııııııt!

19 Ağustos 2010 Perşembe

Uhud anılırken dişlerime sızı düşmeliydi..


Dursun Ali Erzincanlı - Ben Böyle Olmamalıydım
Yükleyen karamursel38. - Yüksek çözünürlüklü video keyfini yaşayın!




Seni mahşere kadar saklamıydım.
Ve mahşer günü…
Uzaktan seni seyretsem.
Sana yakın olmak için can atsam.
Beni engelleseler,
Sen kim yakınlık kim? deseler.
Ben ağlamaktan konuşamasam.
Gözlerini çevirsen bana.
Benim cennetim bana bakan gözlerindir.
Ve tebessüm etsen.
Ama bunu kimse görmese,
Seni ebede kadar saklasam...
...


Ben bir selvi boylu yârdan ayrıldım deyince bir ses Selvi boylu yâr sen olmalıydın...

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Yasak Bölge 9

Yasak bölge 9
Bir uzaylı filmi :D
Bunu duyunca eminim sizde ürktünüz bizim gibi
ALLAH bilir ne kadar saçma birşeydir dediniz. Nerden mi biliyoruz
Çünkü bizde dedik.
Hatta başta dedik ki olmaz bu kadar saçmalık . Sonrasında fikrimiz değişti tabi. Bu filmi farklı kılan alışılmış uzaylı filmlerinden çok farklı olması. Uzaylılar dünyayı işgal etmiyor artık , gemileri bozulduğundan dünyada takılı kalıyorlar. Ve insanlar kendilerinden farklı her canlıya yaptıkları gibi uzaylıları da hor görüyorlar. Sonrasında hem uzaylıların hem onları kullanan insanların hemde kimyasal bir madde yüzünden uzaylıya dönüşmeye başlayan asıl kahramanın hikayesini izleyeceksiniz.
Bizim takdir ettiğimiz kısım ise
Alışılmışın dışında bir film olması.
Açıkçası kırk yıl düşünsek uzaylıların karidese benzetileceği aklımıza gelmezdi.
Film boyunca esas adamın kayınpederine büyük bir nefret besledik 1 2 3 tıp ekibi olarak :D . Hain. herif. Karısına da deli olduk.
Anlayacağınız filmi çok beğendik.
Hatta hanımefendi en sevdiği filmler listesine bu filmi ekledi bile :D
Temennimiz ise bu filmin 2. sinin çıkması,
Ve onu sinemada izlemek.
(daha eğlenceli olur yahu :D)
hatta uçurtma avcısı senaryoyu yazdı bile :D
O küçük uzaylı büyüyecek ve yahuşuklu bir uzaylı olarak uzay arabasıyla esas adamı kurtarmaya gelecek. Adamımız insan olarak evine dönmek isteyecek. Ama o hain kayınpederi karısını evlendirmek üzeredir. Adamcağız karısını geri alabilmek için uğraşır. sonra o yahuşuklu uzaylı dünyadan birine aşık olur, insan olmaya çalışır. ışte senaryo bu :D gülmeyin uleyn
uçurtma avcısı da böyle istiyor işte. Napalım yani :D
Film hakkında bilgiye alttaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.sinemalar.com/yazi/941/Ya...ZLER-DUSMANIZ/


Fragmanı izlemek için;

http://www.vidivodo.com/319902/yasak...sinema-fragman

12 Ağustos 2010 Perşembe

1 2 3 TIP!

Sayın ziyaretçiler sevgili izleyiciler; yeni ve muazzam bir blog açılışında sizlerle beraber olmaktan büyük sevinç duyuyoruz. Hepiniz hoş geldiniz!(alkıışşş) Bu bloğa uzun çalışmalar sonucu ulaştık(çok şükür) Uzun bekleyişler, kısa buluşmalar sonucu artık ilk yazımızı sizlere sunuyoruz. 3 katre gibi birike birike birlikte deniz olup taşmayı umuyoruz yazılarımızda. 3 kişiden tek bir kalp yapıp atmayı istiyoruz.
Peki, bu blog nasıl bir blog :
Aramam motorlarında bulduğun bulabileceğin en egzantirik en dost canlısı blog,
Bırak üçüncüyü 4.ye bile b.k düşmeyen hatta al kardeşim mikrofon sende denilen bir yer,
 

1 2 3
tıp deyip
saygısızlığın
edepsizliğin susturulduğu ve hadi konuşun duygular sıra sizde
denilen adres.

Bu blog;
 Kimsenin korna çalmadığı bir cadde,
Kimsenin donla girmediği bir deniz,
Kimsenin işemediği bir havuz,
Parmak kaldırmadan konuşulan bir sınıf…

Mesafelerin hesaba katılmadığı bir mekân burası,
Bilgisayarınızın merkezi!
Hatta ve hatta Nasrettin Hoca’ya "dünyanın merkezi neresi?" diye sorulduğunda gösterdiği yer bu blogtur kardeşlerim:D:D
 Her ne ise bu kadar açıklama yeterli:D
Bizi izlemeye devam edin! (izleyeceğinizi umuyoruz kalbimize doğdu:)) Biliyoruz bu yazıda uzadı tamam susuyoruz 1.2.3. tıp’ta kalın. Diğer yazılarımızda görüşmek dileğiyle.
Not: Bu bir ortak emek ve ortak hayaller blogudur.
Ayrıca gizlilik esastır.

Template by:
Free Blog Templates