17 Ocak 2013 Perşembe

Bağdat'ta Ölüm Hallac-ı Mansur




Yaratıldığı ilk andan itibaren bir arayışın içindedir insan, “Gerçek”i bulma arayışı…
Bu her insanın içinde vardır. Ama kimisinde baskındır kimisinde ise kilitli bir kalbin için saklıdır. Bu Gerçeğe ulaşma duygusunu bastıramamış insanlar, bu yolda önlerine çıkan tüm engelleri ellerinin tersiyle defetmiş ve başkaldırmak zorunda kalmışlardır. Bunlardan biri de Hallac-ı Mansur’dur. O,  Gerçeğe ulaşmak için durdurak bilmemiş, büyük keşiflere çıkmış ve karşısına çıkan tüm engellere sadece bir alaycı gülüş yollamıştır.
Bizler zamanda yolculuk yapma gibi bir imkana sahip olmadığımız için onu bir başkasının kaleminden, hayal dünyasından yansıyan düşüncelerden okuyabilir ve tanımaya çalışabiliriz. Ben onu,  Gunter’in  Bağdat’ta Ölüm Hallac-ı Mansur adlı kitabından okudum ve tanımaya çalıştım. Yeterli oldu mu? Asla! Ama en azından artık sadece ismini değil, onun başkaldırısını, Sevgilisine ulaşmak için geçirdiği akıl almaz zorlukları ve hiç usanmadan Gerçeği arayışını da biliyorum.
Hallac ömrü boyunca Ene’l Hak dedi. Ama onu o dönemde kimse anlamadı. Bugünde bizler hem kendi eksiklerimiz nedeniyle hem de yazarın Hallac’ın düşünceleri üzerinde biraz yüzeysel kalması nedeniyle onu anlayamadık ve o dönem insanlarının zihninde oluşan soru işaretleri bizlerde de oluştu. Ancak kitap hem günümüzü hem de 900’lü yılların Bağdat’ında yaşanan olayları mukayeseli bir şekilde anlatmasından dolayı yaşananların daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.  Günümüzde de iyilikten ve güzellikten yana olan insanların veya toplulukların Kafa Yoranlar Topluluğu’na olduğu gibi çirkin yakıştırmalarla yaralandığı gerçeğinin ne 900’lü yıllarda ne 2000’li ne de daha ileride değişmeyeceğini gösterdi. Ama önemli olan birşeyleri değiştirmek değildi, önemli olan bu çirkinliklerin içinde olmamaktı, farkında olmaktı…
Nerede olduğunun farkında olmayanları Allah affetsindi!

0 çatlak ses:

Yorum Gönder

Template by:
Free Blog Templates