Yaratıldığı ilk andan itibaren bir arayışın içindedir insan,
“Gerçek”i bulma arayışı…
Bu her insanın içinde vardır. Ama kimisinde baskındır
kimisinde ise kilitli bir kalbin için saklıdır. Bu Gerçeğe ulaşma duygusunu
bastıramamış insanlar, bu yolda önlerine çıkan tüm engelleri ellerinin tersiyle
defetmiş ve başkaldırmak zorunda kalmışlardır. Bunlardan biri de Hallac-ı
Mansur’dur. O, Gerçeğe ulaşmak için durdurak
bilmemiş, büyük keşiflere çıkmış ve karşısına çıkan tüm engellere sadece bir alaycı
gülüş yollamıştır.
Bizler zamanda yolculuk yapma gibi bir imkana sahip
olmadığımız için onu bir başkasının kaleminden, hayal dünyasından yansıyan
düşüncelerden okuyabilir ve tanımaya çalışabiliriz. Ben onu, Gunter’in Bağdat’ta Ölüm Hallac-ı Mansur adlı kitabından
okudum ve tanımaya çalıştım. Yeterli oldu mu? Asla! Ama en azından artık sadece
ismini değil, onun başkaldırısını, Sevgilisine ulaşmak için geçirdiği akıl
almaz zorlukları ve hiç usanmadan Gerçeği arayışını da biliyorum.
Hallac ömrü boyunca Ene’l Hak dedi. Ama onu o dönemde kimse
anlamadı. Bugünde bizler hem kendi eksiklerimiz nedeniyle hem de yazarın Hallac’ın
düşünceleri üzerinde biraz yüzeysel kalması nedeniyle onu anlayamadık ve o
dönem insanlarının zihninde oluşan soru işaretleri bizlerde de oluştu. Ancak
kitap hem günümüzü hem de 900’lü yılların Bağdat’ında yaşanan olayları
mukayeseli bir şekilde anlatmasından dolayı yaşananların daha iyi anlaşılmasını
sağlamıştır. Günümüzde de iyilikten ve
güzellikten yana olan insanların veya toplulukların Kafa Yoranlar Topluluğu’na
olduğu gibi çirkin yakıştırmalarla yaralandığı gerçeğinin ne 900’lü yıllarda ne
2000’li ne de daha ileride değişmeyeceğini gösterdi. Ama önemli olan birşeyleri
değiştirmek değildi, önemli olan bu çirkinliklerin içinde olmamaktı, farkında
olmaktı…
Nerede olduğunun farkında olmayanları Allah affetsindi!





0 çatlak ses:
Yorum Gönder