19 Ocak 2013 Cumartesi

Le Fabuleux Destin d'Amélie Poulain

"Yanında olmayan biriyle ilişki kurduğunu hayal etmeyi yanında olan kişilerle ilişki kurmaya tercih ediyor."

Çocuk kalmanın güzelliğini anlattı bana bu film. Küçük mutluluklar, küçük mutsuzluklar...
Her çocuğun hayali gibi mutlu sonla bitti.

Herkes en az bir kez izlemeli.

17 Ocak 2013 Perşembe

Bağdat'ta Ölüm Hallac-ı Mansur




Yaratıldığı ilk andan itibaren bir arayışın içindedir insan, “Gerçek”i bulma arayışı…
Bu her insanın içinde vardır. Ama kimisinde baskındır kimisinde ise kilitli bir kalbin için saklıdır. Bu Gerçeğe ulaşma duygusunu bastıramamış insanlar, bu yolda önlerine çıkan tüm engelleri ellerinin tersiyle defetmiş ve başkaldırmak zorunda kalmışlardır. Bunlardan biri de Hallac-ı Mansur’dur. O,  Gerçeğe ulaşmak için durdurak bilmemiş, büyük keşiflere çıkmış ve karşısına çıkan tüm engellere sadece bir alaycı gülüş yollamıştır.
Bizler zamanda yolculuk yapma gibi bir imkana sahip olmadığımız için onu bir başkasının kaleminden, hayal dünyasından yansıyan düşüncelerden okuyabilir ve tanımaya çalışabiliriz. Ben onu,  Gunter’in  Bağdat’ta Ölüm Hallac-ı Mansur adlı kitabından okudum ve tanımaya çalıştım. Yeterli oldu mu? Asla! Ama en azından artık sadece ismini değil, onun başkaldırısını, Sevgilisine ulaşmak için geçirdiği akıl almaz zorlukları ve hiç usanmadan Gerçeği arayışını da biliyorum.
Hallac ömrü boyunca Ene’l Hak dedi. Ama onu o dönemde kimse anlamadı. Bugünde bizler hem kendi eksiklerimiz nedeniyle hem de yazarın Hallac’ın düşünceleri üzerinde biraz yüzeysel kalması nedeniyle onu anlayamadık ve o dönem insanlarının zihninde oluşan soru işaretleri bizlerde de oluştu. Ancak kitap hem günümüzü hem de 900’lü yılların Bağdat’ında yaşanan olayları mukayeseli bir şekilde anlatmasından dolayı yaşananların daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.  Günümüzde de iyilikten ve güzellikten yana olan insanların veya toplulukların Kafa Yoranlar Topluluğu’na olduğu gibi çirkin yakıştırmalarla yaralandığı gerçeğinin ne 900’lü yıllarda ne 2000’li ne de daha ileride değişmeyeceğini gösterdi. Ama önemli olan birşeyleri değiştirmek değildi, önemli olan bu çirkinliklerin içinde olmamaktı, farkında olmaktı…
Nerede olduğunun farkında olmayanları Allah affetsindi!

4 Ocak 2013 Cuma

Cloud Atlas





--Dinle beni kendi çocuğumun hatrına olmasa bile torunumun hatrına…
Bu dünyada doğal bir düzen var ve onu değiştirmeye çalışanları iyi bir son beklemez. Bu akım asla kurtulamayacak. Eğer onlara katılırsan sen ve bütün ailen dışlanacak. En azından üzerinize tükürülecek ve dayak yiyeceksiniz. En kötüsü ise linç edilecek veya çarmıha gerileceksiniz. Peki ne uğruna? Ne yaparsanız yapın uçsuz bucaksız bir okyanustaki küçücük bir damla olmaktan öteye gidemeyeceksiniz.

--Okyanus dediğiniz nedir, birkaç damladan ibaret değilse?

3 Ocak 2013 Perşembe

Medianeras



Martin
Terkedilmiş ülkenin aşırı kalabalık şehri… bu şehirde binalar gökyüzüne yükseliyor gelişi güzel bir şekilde. Uzun bir binanın yanında kısa bir bina orantılının yanında orantısız. Fransız tarzının yanında tarz yoksunu bir bina. Bu çarpıklıklar muhtemelen bizi temsil etmekte, estetik ve ahlaki çarpıklıklarımızı… hiçbir mantığı olmayan bu binalar kötü planlamanın eseri. Tıpkı hayatlarımız gibi. Nasıl yaşamak istediğimize dair hiçbir fikrimiz yok. Bir kiracı kültürü yaratmışız. Binalar binalara yer açmak için giderek daha da küçülüyorlar. Evler oda sayılarına göre ölçülüyor ve balkonu, oyun odası, hizmetçi odası ve kileri olan beş odalılarla ayakkabı kutusu olarak bilinen tek odalılar arasında değişiyor. İnsan eli değen herşey gibi binalarda birbirimizle olan farklılığımızı yansıtıyor artık.
….. Ayrılıkların, boşanmaların, aile içi şiddetin, kablolu kanal sayısındaki patlamanın, iletişim eksiğinin, umursamazlığın, uyuşukluğun ,depresyonun, intiharların, nevrozların, panik atakların, obezitenin, gerginşiliğin, güvensizliğin, melankolinin, stres ve hareketsiz yaşam tarzının mimar ve mühendislerin suçu olduğundan adım gibi eminim.

Mariana
İki yıldır mimarım ama henüz hiçbir şey inşa etmiş değilim.
27 koliye sığan düzensiz hayatımla elimde 12 metrelik naylonla oturmuş hava kabarcıklarını patlatarak kendimi patlatmamış oluyorum. Bu benim yeni ama eski ayakkabı kutum şu saçma beş basamak onu dubleks yapıyor ve bu acayip yarı pencere yarı balkon bütün yıl boyunca hiç güneş görmüyor.
…. Mimar olarak çalışıncaya dek  vitrin düzenleme işi yapacağım. Zihnimi dağıtmama yardımcı oluyor. Vitrinleri kayıp yerler olarak görürüm. Ne içerisidir ne de dışarısı, soyut ve sihirli bir yer sanki. Bir parçamı yansıtıyorlar. Aynı zamanda hazırlayanın bilinmemesi de beni rahatlatıyor. Belki aptalca ama bence biri bakmak için durduğunda benimle bir şekilde ilgilenmiş gibi hissediyorum.
Her binanın kullanılmayan bir amaca hizmet etmeyen atıl bir tarafı vardır. Ne ön tarafı ne de arkası… medianera yani yan duvarları var. Bizi bölen, geçen zamanı, kirli havayı ve çarpıklıkları hatırlatan dev yüzeyler… yan duvarlar en kötü özelliklerimizi göz önüne serer. Karasızlığı, çöküntüyü, geçici çözümleri ve halının altına süpürdüğümüz pislikleri yansıtırlar. Onları sadece istisnai durumlarda hatırlarız.
Ayakkabı kutusunda yaşamakla sonlanan eziyetden kurtulmanın tek bir yolu var. Kaçış yoluysa tüm kaçış yolları gibi yasal değil. Şehir planlama kurallarını açıkça ihlal eden karanlığımıza mucizevi bir ışık demeti saçmamızı sağlayan bağımsız düzensiz oldukça küçük pencereler var. Birbirinden küçük pencereler…

Yazarın Yorumu:
İzledikten sonra zihninizde oluşan yan pencereden dışarı çıkın ve bir de hayata orada bakın. Farklılığın tadını çıkarmanız dileğiyle iyi seyirler sevgili karilerim:)

5 Kasım 2012 Pazartesi

Birlikte Güzelce Susalım




Günler sonra rahat bir nefes alarak ve derse geç kalmayı bir fırsata dönüştürerek okulun bahçesinde tam da hayalimdeki gibi bir köşe buldum. Ağacın altında bir bankta oturmuş bir türlü okumaya fırsat bulamadığım Güzel Susma Sanatı (B. Akyürek) kitabını açmış kendimi kitabın sayfaları arasında gezdiriyordum. Her şey çok güzeldi. Ta ki arkamdaki banka bir çift gelene dek…
Kız boğazını yırtarcasına ağlıyor erkek boynunu bükmüş dinliyordu.
“Ayrılmak istemiyorum, nolacak he nolacak sen başkasıyla evleneceksin ben başkasıyla…” diye devam eden tek kişilik bir konuşma... Kulağıma gelen bu seslerle aniden gerçek,ezberlenmiş,saçma dünyanın kara pençelerine düşecek gibi olsamda  büyük bir gayretle kendimi kitabımın kucağına atmayı başarabildim. Ancak çok uzun sürememişti. Çünkü kızın hıçkırıkları bütün büyüyü yok etmişti.
Erkek çok güzel susuyor kız güzel höykürüyordu. Bu durum elimdeki kitabımın canlı örneğiydi sanki. Hayatımda ilk kez bir kitabı okurken aynı anda canlı tezahürünü seyrediyordum. Kitabın büyüsünden olsa gerek(:


NOT: Yağmur damlaları nazikçe üzerime düşerken yazıyor ve okuyordum(:

1 Kasım 2012 Perşembe

Bab' Aziz




-Ben ölümden çok korkarım.

-Kesinlikle. Anne karnındaki karanlıktaki bebeğe denseydi ki:
"Dışarıda aydınlık bir dünya var, yüksek dağlarla dolu, büyük denizleri olan, dalgalanan düzlükleri olan,çiçekleri açmış güzel bahçeleri olan,dereleri olan, yıldızlarla dolu bir gökyüzü ve alevli güneşi olan...
Ve sen, bu mucizelerle yüzleşmek yerine, karanlıkla çevrilmiş oturuyorsun..."
Doğmamış çocuk, bu mucizeler hakkında hiç birşey bilmediği için, hiç birine inanmayacaktır.
Tıpkı ölümü karşılarken bizim gibi.
İşte bu yüzden korkarız.

-Ölüm herşeyin sonu olduğu için içinde ışık barındırmaz.

-Ölüm nasıl olur da başlangıç olmayan bir şeyin sonu olur? Oğlum, benim düğün gecemde mutsuz olma.

-Düğün gecen mi?

-Evet. Sonsuzlukla olan evliliğimin.

Bab' Aziz

Bu sözlerden sonra ne denilebilir ki... Aklı başa getiren, gözleri yaşa bulayan, kalbi tüm farkındalığa vardıran etkileyici sözler... İzlemenizi ve durup düşünmenizi öneririm.

11 Ekim 2012 Perşembe

tehlikeli dönüşler!




Kaaçıııııın Ziruh geri dönmüüşşşşşşş!!!!

Hey gidi günler heyy... Ne heyecanla ne hayallerle açmıştık bloğumuzu...Hey gidi günler heyy o zaman neredeydik şimdi nerelerde... O zaman ki düşlerimiz nerede biz nerede...

Korkmayın bu yazı böyle gitmeyecek:) Sadece tekrar bu sayfayı görünce bir iç geçirmenin sözleri bunlar. Sonuç olarak aradan uzun bir zaman geçsede geri dönmeye ve biraz daha zırvalamacaya,baş ağrıtmaya karar verdim.( Yalnız öyle bir yazıyorum ki sanki öncesinde sayılarca paylaşımım olmuş gibi pehh pehhh pehhhh:D)
Bize bu eziyeti neden yapıyorsun diye soracak olursanız;
sayın birbirinden değerli 15 takipçimiz,
nedeni şu ki hocalarımızın bir edebiyat öğrencisinin yazması gerektiğini defalarca hatırlatması ve bazen muhabbetin arasında "Benimde bir bloğum var!" demenin havalı olmasından dolayı:) Bir de yazmak güzel birşey gerçekten ayrı bir dünyanın kapılarını açmak gibi birşey. Tanımadığın, bilmediğin insanlarla sohbet etmek,dertleşmek,anlatmak,paylaşmak güzel şey.
Saçmalayabilirim,tam bir fiyasko olabilir yazdıklarım ama sizin affınız beni de görmezden gelmez biliyorum:)

Durum böyle işte yine bu güzel bloğu işgal etmeye geldim vesselam:)

Template by:
Free Blog Templates